Güneşin Zaptı Yakın

Transandantal Dervişler Ocağı'na hoşgeldiniz!
Ekmeğinizi, suyunuzu alın.!
Ve dönmeye başlayın...

Ocağın Temel Kelamı

"Hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde kopartılan patırtıdır; evren ise sara hastalığına tutulmuş geometri..." Cioran

25 Mart 2008 Salı

"Hukukun Üstünlüğü" ve "Kuvvetler Ayrılığı"

Malumunuz son günlerde Türkiye'de tartışılan konular belli.

Ergenekon'du, kapatma davası idi bir hengame alıp gitti, ülke karmaşa vaziyetine hasıl oldu.

AK Parti kurmayları ve bir kısmı hukuk eğitimi almış olan isimleri, panayıra çıkar gibi her gün bir konuşma ateşlemeye başladılar..

Bu zat-ı alilerin en büyük mottosu "kuvvetler ayrılığı" oldu.

Neymiş efenim, bu son derece demokratik ülkede kuvvetler ayrılığı varmış; yürütme, yasama ve yargı işlerini bağımsız olarak ayrı ayrı yürütürmüş, hiçbiri birbirine karışamazmış..

Bu komik iddianın kasten yapıldığı besbelli. Ve insanımız bu kasti iddiayı ne yazık ki yiyebiliyor.

AKP kurmayları yargı organını sadece adli ve cezai yargıdan ibaret sayıp, yargının salt borç ilişkilerini ve adam öldürme davalarına bakması gerektiği yönünde bir söylem içindeler.

İdari yargı ve anayasa yargısı dekor olarak konulmuş değil mi?

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin temel olayı nedir halbuki ; yürütme, yargı ve yasama fonksiyonlarının, 1920'lerde ülkemizdeki gibi tek bir kuvvet(o dönemki meclis hükümeti mesela) tarafından değil, gerekli fonksiyonların ayrı ayrı organlarca ve dış etkilere uğramadan, sağlıklı olarak yerine getirmesidir.

Her demokraside, belli yetkiler bu organlara verilmiştir. Mesela yasama organının temel faaliyeti, yasa yapmak ve yürütme organını denetlemektir. Yargı organının, idari yargı ve anayasa yargısı bağlamında sahip olduğu temel işlevlerinden biri nedir; yürütme ve yasama organı tarafından yasa ve kararnamelerle yapılan icraatları denetlemek ve hukuka uygunluğunu kontrol etmektir. Bu yetki ona verilmiştir, ve her demokraside olmalıdır.

Türkiye'de siyaset ve hukuk işi tef çalıp ayı oynatmaktan farksız bir nitelikte. Bu genel olarak böyle idi. Son dönem daha bir böyle...D'Hont sistemi adı verilen tek turlu yüzde 10 barajlı mükemmel bir seçim sistemimiz var. Bu demokrasiyle "fazlasıyla bağdaşan(!)", yabancı menşeili sistemlerden çakma uygulamalarla dönüştürülen seçim sisteminin en önemli özelliği, insanların önüne seçim günlerinde oy sandığı yerine çöp kutusu konulması...D'Hont mevzusuna bilahare dokunacağım...

Bir nokta da henüz iddianamesi piyasada olmayan, insanların iddianamesiz bir şekilde 7 aydır içeride tutulmasıyla Yücel Aşkın olayını hatırlatan Ergenekon. Böylesi bir tutma, Uluslar arası Sivil ve Politik Haklar Konvansiyonu 14. Maddeye ve bunla paralel hükümler sunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne, "iddia getirilmemesi ve hakların okunmaması" ve ayrıca "yargılamada geciktirme" hükümleri doğrultusunda aykırı. Bunların yapılması için belli bir süre yok, "olabildiğince hızlı" tadında bir dil benimsenmiş antlaşmalarda, ki bu süre onu çoktan aşmış durumda, naçiz kanımca. Ayrıca bir de, avukatların gösterilmemesi var ki, o hak, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne girmiş önemli bir hak.Birisi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitse, Türkiye bundan rahatlıkla tefe konabilir. Her olayda ağzını açan gözünü yuman Uçan Hollandalı'mız Joost Lagendijk Efendi'nin bu konu hakkında ses çıkarmaması düşündürücü. Demek ki, AB'li dostlarımızın gözünde herkes eşit, ama bazıları daha eşit...

Bu arada, Eskinin insanları Menderes dönemindeki "çoğunluk oy sahiplerinin diktatöryası"nı yeniden yaşadıklarını açıkça belirtiyorlar...Ergenekon'u da, Menderes döneminde savari biçimde çalışan tahkikat komisyonlarına benzetiyorlar. Ne diyelim, sonları benzemesin.

Bunun yanısıra, bir noktaya daha parmak basmak gerekirse...Anayasa hukukunda ilk öğretilen kavram, anayasanın en temel işlevlerinden birinin de siyasal erkin iktidarını bireylerin lehine kısaltmaktır. Çoğunluk sahibiyim diye anayasanın ayarıyla keyfinizce oynarsanız, anayasa haliyle bu işlevini kaybeder. Anayasa Mahkemesi'nin denetim unsurunun düşünülen anayasa değişiklikleriyle kaldırılması veya kısıtlanması, demokraside var olması farz olan denge/denetim organlarının işlevlerini yitirmesi anlamına gelir ki;

Bu tip uygulamalar genelde eskinin faşist/nasyonel sosyalist/otoriter cumhuriyetlerinde görülür.

Hiç yorum yok: