Güneşin Zaptı Yakın

Transandantal Dervişler Ocağı'na hoşgeldiniz!
Ekmeğinizi, suyunuzu alın.!
Ve dönmeye başlayın...

Ocağın Temel Kelamı

"Hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde kopartılan patırtıdır; evren ise sara hastalığına tutulmuş geometri..." Cioran

2 Nisan 2008 Çarşamba

Türk usulü D'Hondt ve Seçim Sistemi


" Bir adam ve bir sandık koymuşsun, ne alaka" dediğinizi duyar gibiyim... Bir sandık ve bir adam... Önce adamdan başlayalım, sonra sandığa atarız adamı.

Adam, Victor d'Hondt...Ghent'in has yerlisi, Belçikalı bir matematikçi ve hukuk profesörü ( O dönem demek ki her ikisi bir arada olunabiliyormuş, bana kalsa bir yandan da astronomi eğitimi alırdım)...Biyografik bilgi faslını geçecek olursak, bu muhteremin esas olayı 19. yüzyılın son çeyreğine doğru ortaya attığı, siyasi seçimlerle ilgili, günümüzde de d'Hondt modeli olarak anılan, bilinen bir seçim sistemi. Detaylarını verecek olursak, matematiğe kaçar biraz, ancak kısaca girecek olursak, o ana kadar alınan oy ortalamasının sandalye dağılımına etki ettiği ve bu bakımdan büyük partilere avantaj sağlayan bir sistemdir.

Bu, ne tesadüftür ki, aynı zamanda Türkiye'de uygulanan seçim sistemimizin ta kendisi.Türkiye'ye nasıl geldiğini bulmak ise çok bir marifet işi değil. İsviçre'de aynı sistem uygulanıyor. Malum bizim hukuk sistemi, İsviçre'de ne var ne yoksa aktarmaya bayıldığı için, hadi onu da getirelim demiş olsalar gerek.

Tanör/Yüzbaşıoğlu'nun da onayladığı üzere, Türkiye'de daha evvel uygulanan "listeli basit çoğunluk sistemi", 1950'li yıllarda, daha çok oy alan partiler lehine yarattığı fevkalade adaletsiz sonuçlarla Demokrat Parti faciasının boyutunun gelişimini tetiklediği için, d'Hondt seçim sistemi 1961 yılında getirildi. 1965 yılında ise "ulusal artık sistemi" olarak da adlandırılan temsilde adalet ilkesi doğrultusunda büyük partilere avantaj sağlamayan, istikrarı göz önünde bulundurmaksızın çok partili hayatı öngören bir sistem getirildi. Bizimkiler bunun üzerine durur mu, hemen büyük partilerin çok bayılacağı barajlı bir d'Hondt sistemi öngörüverdiler(Burada öngörülen baraj, yüzde 10 seçim barajı değil, seçim çevresi barajıdır, sonra değineceğiz). Anayasa Mahkemesi, 68'deki kararıyla barajı, demokratik hukuk devletine aykırı bularak iptal ettikten sonra, D'Hondt sistemine geri dönüldü. Sahi baraj uygulaması, Anayasa Mahkemesi'nin de kararında belirttiği gibi, "serbest oy" ilkesine aykırılık teşkil etmekte, seçmenin oy verme aşamasında "ruhi baskı" ve tereddüt altına düşürmekteydi, ve halen de düşürüyor. İnsanlar oylarını verirken, en temel siyasi haklarını kullanırken, mecliste kendilerini temsil etmesini istedikleri partiden ziyade, "ehven-i şer", yani kötünün iyisi olduğunu düşündükleri büyük partiye veriyorlar. Yeterince trajik...

Bu sefer nüdist Marmaris ressamı ve geri kalan rütbeli postalların gölgesinde çalışan Kurucu Meclis, daha önce öngörülen ve Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen sistemi dahi gölgede bırakacak hem de çifte baraja çıkaracak "çift barajlı d'Hondt" usulünü getirmiştir. Anayasa Mahkemesince 68'de iptal edilmiş ve küçük partiler aleyhinde vekilliklerin dağıtılması sonucunu yaratan seçim çevresi barajı yanı sıra(Allah'tan bu kısmı Anayasa Mahkemesi'nin bir başka kararıyla 1995'te iptal edilmiştir, fakat yüzde 10 barajı durduğundan bunun iptalinin pek bir önemi yoktur) yüzde 10 gibi dünyada eşi benzeri olmayan bir ülke seçim barajı getirerek, dünyada nam salmışlardır. Demokratik sistemlerde önem taşıyan adil temsil ilkesi parça pincik edilmiştir. Büyük partiler içiin ala bir durum oluşmakla beraber, bunun istikrar namına yapıldığından söz edilmiştir. Ancak bu durumun, istikrar yerine, "çoğunluk diktatörlüğü", vatandaşların oylarının sandık yerine çöpe atılması, meclisin, yani yasama organının, yürütme organının iyice kuklası haline gelerek denetim işlevini yitirmesi gibi çok kritik sonuçları olmuştur.
İşte geçtiğimiz yıllarda örneklerini gördüğümüz %30 küsür oyla, alınan oyun iki katı civarında %60 küsür bir sandalye oranının mecliste temsil edilmesi gibi komik durumlar meydana gelmiştir.

Böylece D'Hondt sistemi de Türk usulü modifiye edilerek ırzına geçilmiş, Anayasa Mahkemesi de ilginç bir şekilde seçim sistemi gibi kritik önem taşıyan anayasal bir konuda konunun meclisin iradesinde olduğu yönünde görüş belirterek, yine Tanör/Yüzbaşıoğlu'nun deyimiyle "adeta kendini yetkisizleştirmiştir."

Anayasamızın 67. maddesi demektedir ki: "Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak şekilde düzenlenir." ..Şu anki uygulamada diğer ilke uygulamada istismara uğrarken temsilde adalet ilkesi ise çöpe atılmıştır.

Ne yapılabilir?

Neden Fransa'daki sistem gibi bir sistem uygulanmasın ki? Yani çift turlu seçim sistemi...Tek turlu seçim için yüzde 10 seçim barajı fazlasıyla yüksek ve bunun talihsiz sonuçlarını, yukarıda da açıkladığımız gibi görüyoruz. İstikrar ve 15 partili sistemi önlemek amacıyla belli bir baraj konulması bir mantığa bağlanabilir, belki de özellikle Türkiye gibi istikrarsız, stabilitesi düşük bir ülke için gerekli dahi olabilir, ancak yüzde 10 ???!!! Kaldı ki çoğunluk partilerinin savari hareketlerinin ceremelerini "istikrar" adı altında Türkiye sıkça çekti.

Baraj durabilir olduğu gibi de, ancak bu barajın durmasının koşulu bir tür iki turlu seçim sistemidir. Böylece halkın yarısının verdiği oyların çöpe atılması gibi sonuçlar yaşanmamış, sözde var olan demokrasinin "yönetilebilir demokrasi" yerine, "sürdürülebilir demokrasi" haline gelmesi sağlanabilir. Bırakın insanlar ilk turda dilediğine oyunu versin, oylar ziyan olmasın; ve barajı aşan partiler arasında, kendilerini kimin yöneteceğine dair seçim yapabilsin, en temel siyasi haklarını layığınca kullanabilsinler. Temsilde adalet ve istikrarın sürdürülmesi, bir arada böylece sağlansın.

Büyük partilerin hegemonya olduğu sistemlerde, bu partilerin işlerine gelmeyen bu tip daha demokratik düzenlemelere rağbet edilmesi mümkün değil...Zira bu düzenlemeyi büyük partilerin kendilerinin yapması lazım...

Hiç yorum yok: