Güneşin Zaptı Yakın

Transandantal Dervişler Ocağı'na hoşgeldiniz!
Ekmeğinizi, suyunuzu alın.!
Ve dönmeye başlayın...

Ocağın Temel Kelamı

"Hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde kopartılan patırtıdır; evren ise sara hastalığına tutulmuş geometri..." Cioran

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Laf Milliyetçiliği, Gösteriş Hayırseverliği, İsraf İcraatçılığı

Üç ayrı başlık herbiri aslında..Birbirinden bağımsız. Birbiriyle bir o kadar da iç içe. Genel savlar her biri, kaide bozmaz (üstelik çok da üst düzeyde) istisnaları olan.

Milliyetçiyiz. Laf milliyetçisiyiz.

Memleketimizi ne kadar çok sevdiğimizden dem vururuz. Onun için savaşacağımızı, çalışacağımızı, icab ederse öleceğimizi, "X" olacağımızı söyler dururuz. Milyonlarımız...Hepimiz ülkemizi çok da severiz. Mesela Avrupalılar'ın ülkelerini bizim kadar sevmediğini, sevemeyeceğini sanırız. En ulu sevgi içimizdedir. Cebimiz dolduğu ölçüde, dibimiz rahata erdiği sürece bayılırız buralara. Ülke için slogan atarız, benim şu an yaptığım gibi name yaparız, başka da bir halt etmeyiz. Ülkesini sevmediğini sandıklarımız, çalışkanlıklarıyla ülkelerine faydalı olurken, biz ocaklarda nutuk dinler, kahvelerde meyhanelerde vatan kurtarır, kameraların karşısında veya televizyonlarımızın başında hislenir de hisleniriz.

"Neler yapmadık şu vatan için, kimimiz öldük, kimimiz nutuk çektik" der Orhan Veli. Neler yapmayız ki şu vatan için...

Hayırseveriz. Gösteriş hayırseveriyiz.

Hanlar, hamamlar, camiler, okullar, çeşmeler yaptırırız. İsmin orada çakılı dursun da dünyada adım kalsın diye. Çocuklar okusun, insanlar su içsin de isteriz, de o işin ikinci planıdır. Neden sanarsınız ki, 60-70'inden önce bunları yaptırmayı kafası basmaz insanların? Cukkaya atmak tatlı gelir de ondan. Kimisi de neden yapar biliriz. Vergilerden düşerler. Devlete boş gideceğine bari dünyaya hayratım olsun der... İsteriz sokak çocukları ev bulsun, isteriz fakir fukara ekmek yesin. İftar çadırları açarız; sadece iftarlarda. Adımızı büyük puntolarla yazdırırız çadırların tepesine, istifade edenlerin dualarına, çevrenin övgülerine mazhar oluruz, bunlar olmadan insan doyurmak olmaz çünkü. Para vermeyiz sokak dilencilerine, bizi sömürürler, sokak çocuklarına para vermeyiz, reisine götürür çünkü, ama sanki Çocuk Esirgeme Kurumu'na, Eğitim Gönüllüleri'ne o paraları veririz...Kendimize okur, kendimize yazarız. Başka hayatların okuyabilecekleri, yazabilecekleri, görebilecekleri önemli değildir; bizde gönüllülük müessesi ne kadar da gelişmiştir! Sonra dinleriz "Doğdukları Yerde Ölenler" tadında şarkıları, içleniriz sahte sahte, ama ne var ki, 10 dakikaya zaten unuturuz.

İcraatçıyız. İcraata doymayız; hep icraat peşindeyiz.

Çok çalışırız. Bu millet kadar çalışanı yoktur..Çalışkanızdır, zekiyizdir, karakterimiz yüksektir ya hani! Kafamız çalışır. Ama saat yönünün tersine çalışır. Hem de zehir gibi çalışır. Sürekli icraat peşindeyizdir. Yeni yeni işler yaparız, sorsan neler yapmışızdır. Kefeler ağırlıktan kırılacak haldedir. Aslında kefenin tartısı baştan bozuktur da, kırılan taraf, bizim taraf değil, ağırlıkları fazla fazla koymaktan dengesi bozulup kırılan karşı taraftır.

Yıkarız, tarihi eserimizi iki bina için, birkaç kuruş fazla para için. Her sene şehir çehresi baştan aşağıya değişir! Kaldırım değişir, makinalar alınır, yollar deşilir, asfaltlar kırılır...Yeniden eski haline döndermek üzere. Sürekli çalışırız ama aslında fazla da ihtiyacımız yoktur.

Ne de olsa herşeyin kolay yolunu biz biliriz...

Hiç yorum yok: