Güneşin Zaptı Yakın

Transandantal Dervişler Ocağı'na hoşgeldiniz!
Ekmeğinizi, suyunuzu alın.!
Ve dönmeye başlayın...

Ocağın Temel Kelamı

"Hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde kopartılan patırtıdır; evren ise sara hastalığına tutulmuş geometri..." Cioran

5 Temmuz 2009 Pazar

Yangın Yeri'nde Bir Can İmişem...




Yazıklardan yazık beğenilmesi gereken, Türkiye adına, insanlık adına, Sivas kenti adına utançla sınırlanamayacak derecede elem dolu bir gündür 2 Temmuz 1993..Sivas Katliamı'nın günüdür.

Eskilerden nam salmış hemşerileriniz, peygamberiniz ve nicesi karşılarında görse sizleri suratınıza tükürürdü. Kabadayı ağanız Muhsin Yazıcıoğlu'nu, hatta eğer gerçekten böyle bir adamın mevcudiyeti sözkonusuysa Osama bin Laden'i bile aratmadınız.

Cumhuriyet tarihinde yaşanan ikinci Menemen Vakası'dır. Ve işin en acı tarafı, olayın sanıkları Sivas'ta, hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde aramızdadırlar. Sokakta dolaşıyorlardır, tam kasıt ile nitelikli şekilde, ve esasen dine aykırı olmasına rağmen din saikiyle, canavarca hislerle ve görülmemiş yöntemlerle, saatlerce taşlayarak, yakarak, barikatla hapsederek insan öldürmek suçunu fail/azmettiren/yardımcı olarak işlemişlerdir ve hala aramızda dolaşmaktadırlar. Oturduğun kahvenin köşesindeki masada çay içmektedir, cuma namazında sağ arka köşende cemaatin bir parçasıdır, tapu memurluğunda arka sıranda bekleyen vatandaştır, meydanın solundan girdiğinde göreceğin süpermarkette elindeki poşete domates doldurandır, hatta 2 sene önce Madımak Oteli'nin altındaki kebapçıdan doymuş bir şekilde sırıta sırıta ayrılmıştır. Yarın "şartların olgunlaşması" ve ustalıklı provokasyon olması halinde yeniden yaşanmayacağını kimse iddia edemez. eğitimsizlik ve cehalet olayın ortaya çıkmasının belki bir sebebidir, ancak yok, bunla kısıtlanamayacak kadar vahimdir olay. İnsan mefhumu o gün Sivas'ın göbeğinde ortadan kalkmıştır. orada olayın aleviymiş- sünniymiş ve benzeri ayrımlarla hiçbir alakası yoktur. Aşık veysel'in dizelere döktüğü davamız, "insanlık davası" hasarları geri döndürülemeyecek şekilde satılmıştır.

Ya devlet, ordu, polis vesaire. Siz o insanları oraya devlet olarak kendiniz davet ettiniz. Sivas valiliği'nin davetlisiydi o insanlar. Diri diri yakıldılar. Müdahale edilemez miydi? (bir adam dahi çıkıp "Quo vadis" birader? diye sormadı).. Saatlerce izlenen o olayların durulması sağlanamaz miydi? O günlerde sivas ve çevresinde devlet adına sorumlu olan herkes, bugün "o kadar büyümesini beklemiyorduk" defisi altına sığınacaktır. Halbuki istek meselesi. O masum adamlar orada o gün kurtarılmak istenmedi. ve kamu hizmetinin, dolayısıyla da bir devletin en önemli fonksiyonu olan güvenlik, yerlere sürüldü, devlet o vatandaşları adına yükümünü yerine getirmedi, ve türk vatandaşlığının ne kadar ucuz olduğu gözler önüne serildi. Olayları 3-5 çapulcunun eseri olarak nitelendirmenin mümkün olmadığı elbet ki biliniyor. Adına ne derseniz diyin, gölgede kalan, Türkiye'nin 50'lerinden itibaren damgasını her yere vurmuş derin izler o gün de oradaydılar. Ve bu bir grup fanatik sadist, tıpkı eskilerden beri kapı aralığında doğru zamanı bekleyen derin izlerin provokasyonuyla işlerine başlarken, aynı izlerin etkileriyle bir insanlık davasının satılmasına nihayetinde yargı mekanizmaları da alet oldu. O günün sorumlularının yargılanması dahi yıllarca geciktirilip hukuk komedyası haline dönüştürüldüyse, orada var olan binler hala ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlarsa, daha hangi hukuk devletinden bahsediliyor bize, hangi adaletten bahsediliyor? Bu olayların bir daha yaşanmaması için hangi caydırıcılık unsuru, hangi güven duygusu, hangi ibret timsali, hangi cezai uygulama mevcut?..Zamanaşımına uğrayan dosyalarda, bugünlerden kaçabilecek, ama yarından, o da olmadı bir başka dünyadan, bir başka yaşamdan kaçamayacak bir utancın, yarenin, basiretsizliğin delilleri yatıyor.

Srebrenica'da aval aval baktılar, kasten müdahale etmediler diye bela okunan Hollanda askerlerinden ne farkı vardı orada devlet birimlerinin...Yahut orada yapılanların Srebrenica'dan sayı dışında ne eksiği vardı.

Ey Mehmet Ağar'lar, hani bizim yediğimiz pekmez gittiğimiz antep idi, hani sizi bilen bilirdi. Hani Tansu Çiller'ler ya yapıyordunuz, ya yapıyordunuz da irade şovları sergiliyordunuz. Hani Şevket Kazan'lar, Necmettin Erbakan'lar, hani hakiki Müslüman sizlerdiniz, hiç mi Bakara Suresi okumadınız da "Zulüm ve baskı adam öldürmekten daha büyüktür" kısmını görmediniz, hiç mi Maide Suresi'nden Habil ve Kabil'in hikayesini okumadınız. Devrin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu, üst derece bir kamu görevlisi sıfatıyla, "Gazanız mübarek olsun" diye bağırırken, acaba ne adına, hangi gaza'dan bahsediyordu. ben bilemedim.

Ve türkiye. Tasların ve hamamların atalet içinde çürümeye terk edildiği "kutlu addettiğimiz" diyar. Televizyonlarda doğru düzgün bir haber yok, gazetelerde kenarda köşede(tahmin edersiniz ki "bazı" kurumlarda hiç bir ibare dahi yok). Milyonların toplanıp bağırması, yuhalaması gereken bu kara günde, biz her zamanki gibi evimizdeyiz, işimizdeyiz gücümüzdeyiz. Ucu bize dokunmadı çünkü. Kafamızda lanetleriz olup biter. Bitmiyor işte. Bu zihniyetin, korkutulması, sindirilmesi gerekiyor ki, korkudan ses etmeye cüretleri dahi olmasın. Bunların çolukları çocuklarının olan bitenden haberdar edilmesi, eğitilmesi gerekiyor ki, gün gelip bu yaptıklarından dolayı babalarının yüzüne tükürebilsinler. Zaten zayıf olan toplumsal bilinç ve hafızamızın, bu gidişatla uzun vadede ayakta tutulabilmesi mümkün değil...

Sivas katliamı,naçiz kanımca gerçekten de 90'lı yılların genel tarihi açısından da özgün bir olaydır. zira var olan her türlü müspet değerin bu kadar alenen çiğnendiği ve her türlü menfi değerin büyük bir coşkuyla icra edildiği bir gün o yılların modernite iddiasında olan bir ülkesinde, çok nadirdir. İnsanlık, başta yaşama hakkı olmak üzere bahsedilebilecek her türlü insan hakkı,hukuk/adalet/hakkaniyet, her türlü din kuralı, ne kadarı varsa sayabileceğiniz her türlü insani değer, gelenek/görenek/örf-adet çiğnenmiş; bunlar olurken, cinayet, kaos, suç, kan, canavarlık, atalet, gaflet, dalalet,cehalet ve sonunu getirmeksizin sayabileceğiniz her tür menfi değer göklere çıkarılmıştır...

Bitiriş gene Aşık Veysel'den olsun:

Yezit nedir ne Kızılbaş,
Değil miyiz hep bir gardaş,
Bizi yakar bizim ateş,
Söndürmektir tek çaresi

Bu âlemi yaradan bir,
O'dur külli şeye kadir,
Alevi Sünnilik nedir,
Menfaattir var varası

Var varası menfaat...!

Hiç yorum yok: