Güneşin Zaptı Yakın

Transandantal Dervişler Ocağı'na hoşgeldiniz!
Ekmeğinizi, suyunuzu alın.!
Ve dönmeye başlayın...

Ocağın Temel Kelamı

"Hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde kopartılan patırtıdır; evren ise sara hastalığına tutulmuş geometri..." Cioran
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2011 Salı

Karl Popper


1902'de Avusturya'da dünyaya teşrif edip 1994'te müteveffa olmuş, felsefe ve sosyoloji alanları bakımından bilinen ve önemli bir isim olan Sir Karl raimund popper'ın en temel teoremleri bilim felsefesi üzerinedir. `verification` - yani doğrulama temel ölçü iken kendisi `principle of falsification` doğrultusunda `refutation` - çürütme/tersi ile sınama vasıtasıyla kuramların yanlışlığının ortaya çıkarılarak yürürlükteki kuramların oluşturulmasının bilimsel metotta esas olması gerektiğini savunmuştur. Eleştirilemeyecek, karşı çıkılamayacak kesin bir bilimsel kural yoktur(Gerçi popper bazı yerlerde(örn: evrim mevzuu gibi) oynak bir hava içindedir). ilk adı William Whewell tarafından konan "varsayımcı tümdengelim"in(hypothetico-deductive model) savunucusudur. Bu teorileri destekçi bulduğu kadar eleştiri de almıştır; zira insan olmasa da var olan bir doğa vardır ve insanın buradan çıkarsadığı bir bilgiyi doğrulamak olmalıdır esas amaç, aksiyle sınamaktan ziyade; mantığıyla eleştirilmiştir.

Kendisinin diğer fikirleri de esasında bilim felsefesindeki temel doğrultusunda şekillenmiştir. Kendisi bu arada eski bir marksisttir ancak daha sonra temel noktalar üzerinden Marksizm eleştirisine girmiştir. Siyaset felsefesi bakımından yine ideal bir toplum ve sistem olmadığını, ütopyanın hükümsüz olduğunu belirtmiştir. Determinizm'e hep karşı çıkmıştır ve onu `tarihselcilik`  ve `otoriterlik` ile bağıntılamıştır. `Realist` bir açıdan yaklaşır. Sistemin değerlerini yenilenebilirlik, dinamizm ve organiklik olarak kurmuştur ve de sistemin ancak düzenleyenlerin zekaları ölçüsünde olabileceğini ve `Zaman testi`ne(`Test of Time`) karşı dayanıksız olduğunu savunmuştur. O bakımdan eleştiri ve esnek problem çözümünü şart bulmuştur. "Açık toplum" ideası da bu yöndedir; ancak illa ki `Soros`ik oluşumların bugünkü mantığıyla bağdaştırmamak gerekir kanımca.

Yine insan mutluluğu üzerine de aynı bakışla yaklaşmış, mutluluk için de kesinlik olmadığını, ancak mükemmeli yaratmak yerine dert ve problemleri giderip kötüyü ortadan kaldırmanın en iyi yol olduğu düşüncesindedir.

Yani nihayetinde Popper'ın iki kelimelik özetini vereyim ben size, tüm fikirleri ve üzerine çalıştığı sosyal bilim dalları için geçerli:

`falsification` ve `refutation` - `çürütme`/`tersi ile sınama`

17 Ağustos 2010 Salı

1935 Nüfus Sayımı

Toplam nüfus: 16.158.108
Kadın: 8.221.248
Erkek: 7.936.770
Okuryazarlık oranı: %19,2
Nüfus yoğunluğu: 21 kişi/km2
Kent Nüfusu: 3.802.642 (%23.53)
Köy Nüfusu: 12.355.376 (%76.47)
En büyük şehir nüfusu(İstanbul): 739.171(%4,6)

Evveliyatla 8 sene öncesine nüfusumuz takriben 2,5 milyon kişi artmıştır, bu da totalde %16 civarı bir artışa tekabül etmektedir. Oransala vurulduğunda %2,1'lik bir nüfus artış oranı sözkonusudur.

1935 Sayımı da tıpkı eskisi gibi halihazır nüfusu tespit etmiştir(yurt dışındakiler vs. dahil değildir yani). Kadınların sayısal üstünlüğü sürmektedir.

1935 sayımında doğum yeri gibi yeni ve önemli bir kriter sayıma eklenmiştir. Ayrıca iktisadi kllara göre nüfusun dağılımında %79'luk tarım, %7,8'lik sanayi, %12,3'lük hizmet sektörü parametreleri tarımsal toplumluğu net olarak ortaya koymuştur.

başkent Ankara'nın nüfusu 74.000'den 123.000'e, doğal olarak çıkmıştır ve bunun açık sebebi başkentte meydana gelmekte olan devlet teşkilatlanmasıdır. Ancak o dönem bile en büyük 3. şehir olan ankara'nın nüfusunun 123.000 olması, şehir nüfusunun düşüklüğü konusunda bize bir fikir verebilir. Geçen sayıma göre kent nüfusu artmakla birlikte, oransal olarak düşmüştür, bunu da köy nüfusunun doğurganlığına vermek mümkündür.

Doğum yeri kriteri, göç hareketliliğinin incelenmesine olanak vermiştir. Bunun yanısıra 207.000 kişinin geçen seçimden beri ülkeye göçtüğü anlaşılmıştır, ki bunların büyük kısmının `balkan göçmenleri`nin (önemli bir kısmı ihtiyari olarak) göçen son partisi ve osmanlı sınırlarının ardıl devletler arası bölünmesiyle ortaya çıkan durumdan dolayı göçenler olduğu söylenebilir(suriye-ırak-sscb sınırları, `Batum` vb. yerlerde kalan nüfus vs.)

Ve gelgelelim göç verilerine:

1935 Sayımında bu kriterin eklenmesiyle şehirde oturup da orada doğmayan nüfus, yani göç de saptanmıştır.

İç anadolu, Karadeniz,Akdeniz, İç ege, Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki illerde nüfusun büyük kısmı doğduğu yerde yaşamaktadır. Ancak batı ve doğu anadolu'nun sınır hizasındaki illeri çok önemli ölçüde göç almıştır.

Edirne'de nüfusun %40'ı, Kırklareli'de %48'i, tekirdağ'da %46'sı, İzmir'de %35'i, Bursa'da %26'sı o il sınırlarında doğmamıştır.Bunun sebepleri köyden kente göçün yavaştan başlaması ve tabi ki de türkiye sınırları dışından, on yıllar boyunca(1910'lar-20'ler) balkanlar'ın dört bir köşesinden gelmek zorunda bırakılmış olan balkan göçmenleridir. Istanbul'da da yüzde 40 küsür bir rakam sözkonusudur(Yani kaleiçi muhabbetinizi yemeyeceğiz, haberiniz olsun :)). Enteresan bir veri de ağrı ili bakımından geçerlidir. Ağrı'da da bu rakam %33'tür. Van ve Kars'ta da %20 civarıdır. Bütün bunlar, kanlı savaş döneminin büyük oranda hazırlamış olduğu acı ve zorlu değişikliklerdir..

16 Ağustos 2010 Pazartesi

1927 Nüfus Sayımı

Özet sonuçlar:
Toplam nüfus: 13 milyon 648 bin 270
Kadın nüfus: 7 milyon 84 bin 391(%51,9)
Erkek nüfus: 6 milyon 564 bin 879(%48,1)
Köy nüfusu: 10 milyon 342 bin 391(%75,8)
İl ve ilçe belediye nüfusları: 3 milyon 305 bin 879 (%24,2)
En büyük kent istanbul'un nüfusu: 691 bin(%5,1)

Demografik göstergeler:

Kaba doğum: binde 53
Kaba ölüm: binde 36
Yıllık doğal artış oranı: %1,7
Toplam doğurganlık oranı: 6,6 çocuk
Doğuşta yaşam umudu: 32 yıl(tahmini)

Öncelikle belirtelim, Osmanlı Devleti'nde 14. yüzyıldan beri nüfusa ve iskana ait kayıtlar tutulmakta idi ve 16. yüzyılda en parlak dönemini yaşamıştı(burasını cumhuriyet ansiklopedisi der). Çok geniş Osmanlı arşivlerinde bu belgeler hala durur. Yavaş yavaş günyüzüne çıkıyor.

19. yüzyıldan itibaren, 2. Mahmut dönemi devlette meydana getirilen teşkilatlanma ve merkezileşme amaçlı çabalardan itibaren nüfus meselesi kurumsal nitelik kazanmıştı çok çeşitli amaçlarla istatistiki ve demografik sayımlar yapılıyordu. 1926'da ise Türkiye Cumhuriyeti kapsamında devlet istatistik enstitüsü kuruldu.

1927'deki nüfus sayımı aslında toplumsal değişime yönelik, hem geçmiş için, hem de gelecek için büyük bir ayna. resmi nüfus kayıtlarına göre Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının 1914'teki nüfusuyla 1927'deki nüfusu arasında %20'lik eksi yönde bir fark sözkonusudur. Bu nüfus farkının teşhisini şu baplardan koyabiliriz.

1) Erkek nüfusun azlığı ile de bütünleştirilecek bir şekilde, malumunuz, 1. Dünya Savaşı ve kurtuluş savaşı'nda askerlik veya mücadele görevi esnasında savaş, hastalık, yaralanma, hava şartları, direniş, esaret vb. durumlar sonucu meydana gelen yüksek sayıda şehit miktarı. Bu durumdan en mağdur görüneni İç Anadolu gibi duruyor..

2) Savaş dönemindeki zorlu şartların, tarımsal üretim çöküşünün, nüfusun seferber olmasının getirdiği ekstradan kıtlık, hastalık, tıbbi vb. insani zorluklar..Bilhassa bu durum çocuk ölümlerinin sayısını katlamıştır.

3) Ermeni tehciri ve Doğu Anadolu'daki Müslüman nüfusun kıyımı sonucu bilhassa Doğu Anadolu'da düşen nüfus. konu hakkında en kapsamlı araştırmayı yapmış olan Justin McCarthy'nin araştırmalarına göre, Osmanlı vilayet teşkilatlanmasına göre ele alınaraktan, takribi olarak, gerek müslüman, gerekse gayrimüslim bazında Van vilayetinin nüfusu %80, Bitlis vilayetinin %70, diyarbakır vilayetinin %40, Erzurum vilayetinin ise %50 oranında düşmüştür(bunlarda göçlerin de etkisi olduğunu takdir etmek lazım).

4) Müttefik devletlerin ülkeyi işgali sonucu yol verilen ve bilhassa Yunan işgal bölgelerinde meydana gelmiş olan ölümler ve savaş esnasında cephe arkalarında yaşanan Türk-Yunan/Rum kapışmaları sonucu her iki taraftan da meydana gelen ölümler

5) Yunan ordusuyla beraber göçen Rum nüfusun bir kısmının yanısıra Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi; 900.000 kadar Rum giderken, 400.000 kadar türk gelmiştir, ve haliyle bir nüfus azalışı sözkonusudur.

Bir önemli nokta da 1927 nüfus sayımında doğum yeri kriterinin ele alınmamış olmasıdır. Bu kriter ilk kez 1935 nüfus sayımında ele alınacak ve Anadolu'da o yıllardaki nüfus hareketliliği hakkında şaşırtıcı birtakım sonuçları ortaya koyacaktır.

Bunun yanısıra, bugünden bakarsak, 1927 sayımı, Türkiye'nin o dönemki tarım toplumu kimliğini, bugünlere kadar gelen nüfus patlamasının sebebi olan doğurganlık oranlarının yüksekliğini ve yaşam süresinin(life expectancy) düşüklüğü bakımından çarpıcı sonuçlar ortaya koymaktadır.

Ve son tahlilde, o dönemki Istanbul'un nüfus oranına bakacak olursak(yüzde 5), ve bugünkü en az yüzde 20'lik nüfus oranıyla karşılaştıracak olursak, Türkiye'nin ne kadar sağlıksız bir sanayileşme ve şehirleşme yaşadığını takdir ve tahmin edebiliriz.

5 Ağustos 2010 Perşembe

Emperyalist İstisnai Muamele

"Emperyalizmin, sömürgeciliğin tarihinde ağır haksızlıklar, baskılar, sömürüler, hatta zulümler çok görülmüştür, kural budur. Ama emperyalistin, sömürgecinin yerli halka, "Buraları benimdir ve ben sizi burada istemiyorum. Çekin gidin" demesi hayli nadir bir olaydır. Bu istisnai muamele Anadolu Türkleri'ne, sonra da Filistin Arapları'na uygulanmak istenmiştir"

Prof. Cemil Koçak

Sırada, Türk Milliyetçiliği üzerine bir analiz olacak...Güzel olacak, yeterli zamanı ve enerjiyi ayırabilirsem..

29 Nisan 2010 Perşembe

Kanama # 1 : Planlama - 1



Kanama...Bitmeyen Problemler(imiz) hakkında yeni bir seri.

Şu anki "plan" doğrultusunda

No : 1 --- Planlama

ile başlayacak,

No : 2 --- Denetim

ile sürdüreceğiz...




Planlama - 1

Türkiye'nin, ve bunun yanında toplumsal,ruhani,fiziksel,siyasal ve mental olarak bir takım şeyleri tam olarak oturtamamış bireylerin, ve dolayısıyla toplum, halk/millet ve devletlerin aksadığı en önemli noktalardan birisi, hatta belki de en önemlisi planlamadır.

Bitmeyen bir kanama, yok olmak bilmeyen bir atalet, ortaya çıkarılan ve meydana getirilenlerde verimsizlik ve temel eksiklikler, hatalar, kimi zaman kötü niyetli unsurlar, sonsuz görünen bir karmaşa sözkonusudur bu yığınlarda.

Bu aşamada planlamayı bir kaç bölüme ayırmak gerekmekte. En önemli kara delik, kamu hizmetlerini sağlayan kurum olduğu için devlette ise de, ya da devlet organizasyonunun büyüklüğü ve içindekilerin bize yansıma/akis ölçüsü nedeniyle bizi daha çok ilgilendirse de, planlama alanındaki kıtlık özel sektörler içinde de mevcuttur. Örneğin Türk özel sektörünün, büyüğünden küçüğüne her tür şirket veya ticari işletmenin kurumsallaşmayı ve markalaşmayı doğru dürüst becerememesinin altında da bir ölçüde bu sıkıntı yatmaktadır. Hatta bu sıkıntıyı sadece örgütsel, organizasyonel boyuta indirgemek yetersiz kalacaktır. Bunun toplumdan bireye değil, birey bazında yaygınlık nedeniyle topluma yayıldığının bilincinde olunması gereği de kritik bir noktadır. Bireysel / ailevi / topluluksal ölçüde benzer sıkıntılar yukarıda söylediğimiz insan gruplarının direkt olarak hayatlarının içinde.

Planlamanın başarılamamasının altındaki yatan faktörler ve planlama alanları ayrı ayrı irdelenmelidir. Zannımca şu şekilde bir ayrıma gidilebilir.

1- Alan Planlaması : Şehirler, kasabalar, köyler... Bununla da sınırlı değil, ormanlar, milli parklar, anıtlar, ören yerleri ve turistik bölgeler, dağlar, ve hatta odalar, metrekareler, veyahut da panolar, duvar parçaları... Alan olarak tezahür edebilecek her türlü hacimsel birimin maksimum fayda ile alana zarar vermeksizin ve alanı ihya edebilecek şekilde, fazlalık ve lüzumsuzluktan kaçınarak, objektif olarak duyuları rahatsız etmeyecek ve hoşa gidecek biçimlerde kullanımı...

2- Mali Planlama: Maliyet dökümleri. Girdi-çıktı hesapları. Detaylı bir hesaplama ve etkin bir varsayım ile meydana getirilmek istenen şeyin risk ve insan faktörleri de göz önünde tutularak minimal-ortalama-maksimal skalada emek, çaba ve parasal anlamda tutarı ve bunun mantığının bireylerde de oturtulabilmesi. Ne ceplerde akrep beslemek, ne de bol miktarda yağı oraya buraya sürmek. Ortaya çıkarılacak olanın verimi, getirileri ve götürüleri, detayların en ince parçasına kadar düşünülerek gözden kaçırılmaması.



3- Kurumsal Planlama: İcra edilmek istenenin en doğru ve düzgün bir şekilde başarılması için geliştirilecek ve kurulacak olan sistematik. Gerek yetkisel ve operasyonel gerekse insani sınırların ve gerçekten uygulanacak olan, havada kalmayacak temel prensiplerin efektif bir şekilde belirlenmesi ve nihai olarak herkesin işini meyve veren bir birlikte çalışma ile,doğru,dürüst ve layıkıyla yapması için gereken düzenlemelerin ve yapıların oluşturulması. Bununla birlikte pratikte işe yarayacak olanın en dikkatli biçimde ortaya çıkarılması, katı standardizasyonlarla veya var olan modellerle yetinilmeyip, en uygun çözümlere, kalıplara takılmaksızın, fakat yüksekten de uçmaksızın ulaşılabilmesi.

4- Meydana Getirilecek Olanın Planlaması: Ortaya çıkarılmak, icra edilmek, meydana getirilmek istenen maddi veya manevi değerin amaçladığı etki, varlığının doğru yerde olması, genel olarak getirilerinin, götürülerini aşması; götürülerinin geri döndürülemeyecek zararlara yol açacak derecede büyük ölçekte olmaması, getirilerininse rasyonel bir bakış açısıyla tamamen farazi ve varsayımsal getiriler değil, somut anlamda getiri niteliği taşıması. Meydana getirilecek olanın faydalı olması dışında mevcut imkanlar dahilinde olanca bir fonksiyonellik, pratiklik, estetik taşıyabilmesi, faydalarının saman alevi niteliğinde kalmasındansa uzun vadeye yayılabilmesi. Nitelik gereği önceki durumdan bir fark yaratabiliyor olması.


Bütün bunların teferruatlı analizine, sebep ve sonuçlarına girecek olduğumuzda ise bambaşka noktalar ortaya çıkıyor. Onlara da ikinci yazımızda değineceğiz.

17 Haziran 2008 Salı

Domino Teorisi



Amerika'nın Vietnam'daki savaşının temel motivasyonlarından ve haklı çıkarma sebeplerinden birinin de "Domino Teorisi" olduğu söylenegelmiştir.

Nedir bu "Domino Teorisi"?

Domino taşları birbirinin üzerine düşerler. Tek bir domino taşı tek bir itişle harekete geçerek hizasındaki milyonlarca domino taşının düşmesine sebep olabilir.

Amerikanlar'ın Vietnam'a dair "Domino Teorisi" de aynı doğrultudadır. Eğer Vietnam "komünizmin pençesi" altına düşecek olursa, bölgedeki geri kalan ülkeler de aynı hizada Vietnam'ın düşüşünün etkisiyle "komünizm pençesi" altına düşeceklerdir.

Domino Teorisi Amerikan siyasi çevrelerince de açıkça dillendirilmiştir. Eisenhower 1954'te teoriyi "genel hatlarıyla" kamuoyuna açıklarken, 1956'da geleceğin başkanı Senatör JFK detaylandırarak diyor ki : " Burma, Tayland, Japonya, Filipinler ve bariz bir biçimde Laos ve Kamboçya, komünizmin kırmızı hattı Vietnam'ı kaplayacak olursa güvenliği tehdit altına düşecek olan ülkelerdendir..."

Savaşın bitmesi 20 yıl kadar bir süre aldı...Domino Teorisi bir komplo teorisi olmakla beraber asla gerçekleşmedi. Amerikan müdahalesi olmasa gerçekleşir miydi? Orası muamma. Vietnam ise halen "kağıt üstünde" komünist bir ülke.

Domino taşları devletlerden ve umarsız siyasilerden ziyade savaşa ve onun getirdiği yıkım, açlık, fakirlik gibi etkenlere kurban giden milyonlarca Vietnamlı'nın, binlerce Kamboç ve Laoslu'nun, bunun yanısıra daha az bir yoğunlukta da, emeklerinden çıkan maddiyat dünya refahını, hiç değilse kendi refahlarını artırması gerekirken şimdi varlığını kaybetmiş füzelere, mermilere, hurdaya ve traş bıçaklarına döndürülmüş uçak, tank ve gemilere giden Amerikan halkının üzerine yağdı.

İşte size gerçek "Domino Teorisi"

30 Mart 2008 Pazar

Mutfakta Fiskos ve Tarihin Tarafı

Zavallı eski Sovyet başkanı Nikita Khrushchev amiyane bir tabirle herhalde tarihin en çok "göt olan" isimlerinden birisidir. Garibim pek çok farklı spekülatif iddiayla ortaya çıkıp vaktinden 40 küsür yıl sonra bugünlerde politik çevreler nezdinde "Asrın Safı" ödüllerini toplamıştır.

Zat-ı alileri, kulaklara epey etkileyici gelen, okuyanda bir beyne saplanmış ok etkisi yaratan lafında Amerikanya ve panayır müttefiklerine demiştir ki:

"History is on our side. We will bury you"
yani neymiş efenim, "Tarih bizim tarafımızda, sizi gömeceğiz..."

Akabinde, yıllar sonra açtırılmadık "GATE" davası bıraktırmayacak başkan yardımcısı Nixon amcamın Moskova ziyaretinde, ABD büyükelçiliğinde bir sergide mutfak kısmına gelindiğinde, ikili fiskos masası muhabbetine dalmışlar ve örtülü bir biçimde ülkelerini ve sistemlerini karşılaştırmışlardır. "En iyi savunma taarruzdur" taktiğini benimseyen Khrushchev, sohbet boyunca karşı tarafa kitlediğini sanmıştır. Bu sohbet tarihin ilginç hasbihallerinden biri olarak kayıtlarda varlığını sürdürmektedir.

Mutfakta Fiskos'un tam metni için tıklayabilirsiniz, hani olur ya zamanınız vardır fazla fazla.

Sonra Küba'da bir füze şovuna girişti Khrushchev. E tabi bu havai fişek şovu değil...Geri adımı attırdılar..

Meşhur Çin-Sovyet ayrılığının da mimarıydı bir nevi Khrushchev.

Kurduğu Varşova Paktı ise 40 sene dahi yaşamayacaktı.

Ve bir gece ansızın kendini Brezhnev'in kollarında iktidarı bırakırken buldu.

Yerer gibi göründük aslında epey Khrushchev'i...Biraz talihsizliğinden, bazı icraatlarının hüsranla dolu sonlarından ve iddialı konuşmalarından böyle oldu. Aslında Sovyet politikacıları arasında Khrushchev nadir sevilesi karakterlerdendir. Stalin'in hiçbir gerçek Marx, Lenin veya sosyalizm külliyatıyla alakası olmayan "Stalinizm" adı verilen korkunç izolasyonist sistemini yıkmak, Sovyet uzay programını başlatmak, Sovyetler'i ekonomik anlamda büyük gelişmelere yöneltmek, barışçıl politikalarla Sovyetler'i dışa açmak, özgürlükleri bir ölçüye kadar genişletmek gibi icraatları da oldu.

Fakat ne tarih, ne de gelecek tarafında oldu Khrushchev'in.