Güneşin Zaptı Yakın

Transandantal Dervişler Ocağı'na hoşgeldiniz!
Ekmeğinizi, suyunuzu alın.!
Ve dönmeye başlayın...

Ocağın Temel Kelamı

"Hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde kopartılan patırtıdır; evren ise sara hastalığına tutulmuş geometri..." Cioran
Tribal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tribal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2014 Çarşamba

Observe Them As Far As Your Intellect Understands Them

The groups of man exist in different classes
With different ranks order came into being
Without ranks whatever exists falls in ruins
The ignoramus cannot take the place of the scholar
Water cannot fulfill the task of fire
Earth cannot do the wind's job
Gold cannot do iron's work
Sugar cannot produce salty food
The foot cannot take care of the hand's issues
The pen cannot take the sword's place
The slave cannot do the lord's work
Kings do not know the state of the flock
Thus is the order of the parts of the world:
Observe them as far as your intellect understands them...

Divan Şairi Nebi (1642-1712)'nin 7 yaşındaki oğlu için şiiri
Nabi (a "Divan" Poet, 1642-1712)'s poet for his 7-year old son

Not: Türkçesi elimde bulunmuyor şiirin. İngilizcesi ile idareten artık..

Alıntı "An Ottoman Mentality: The World of Evliya Çelebi" adlı Robert Dankoff eserindendir. 

25 Nisan 2013 Perşembe

Olay Kaynağı Haline Gelme İsteği / L'envie de devenir source d'événements

"Bir inanç tarafından ele geçirilip onu ötekilere iletmeye çalışmayan insan, selamet saplantısının hayatı soluksuz bıraktığı bir yer olan yeryüzüne yabancı bir olaydır. Etrafınıza bakın: Her tarafta vaaz veren solucanlar; her kurum bir misyonu dile getirir; tapınaklar gibi belediyelerin de mutlakları vardır; yönetimin ise yönetmelikleri - maymunların kullanımına yönelik metafizik...Hepsi de bütün insanların yaşamına çare bulmaya çabalar: Dilenciler ve şifasız hastalar bile buna can atarlar: Dünya kaldırımları ve hastaneler reformcularla dolup taşar. Olay kaynağı haline gelme isteği, her birinin üzerine zihinsel bir karışıklık, ya da kişinin kendi istediği bir lanet gibi etki eder. Toplum - bir kurtarıcılar cehennemi! Diogenes'in elinde lambasıyla aradığı ilgisiz biriydi..."

//////

"Un etre possédé par une croyance et qui ne chercherait pas a la communiquer aux autres, - est un phénomene étranger a la terre, ou l'obsession du salut rend la vie irrespirable. Regardez autour de vous: partout des larves qui prechent; chaque institution traduit une mission; les mairies ont leur absolu comme les temples; l'administration, avec ses réglements, - métaphysique a l'usage des singes...Tous s'efforcent de remédier a la vie de tous: les mendiants, les incurables meme y aspirent: les trottoirs du monde et les hopitaux débordent de réformateurs. L'envie de devenir source d'événements agit sur chacun comme un désordre mental ou comme une malédiction voulue. La société, - un enfer de sauveurs! Ce qu'y cherchait Diogéne avec sa lanterne, c'était un indifférent..."

Cioran

2 Şubat 2013 Cumartesi

Kötülük Sarmalı

İyilik iyiliği genellikle doğurmuyor.

İyilik yapılan iyiliğe illa ki kendisine iyilik yapan kimseye veya bir başka kişiye iyilik yaparak tepki/cevap vermiyor.

Güdüsel, ve dolayısıyla düşünsel olarak almaya yönelimi olan insanın, davranış örgüsü de bu şekilde şekillenmediğinden, "şeyler" bu şekilde yürümüyor.

Ancak kötülüğü doğuran, hep kötülük oluyor. Kötülüğün kaynağı da, sonucu da kendisi.
Kendisine kötülük yapılan, kendisine kötülük yapandan dahi öte, elde ettiği tecrübe ışığında, diğer kişilere kötülükle insan türünün başlangıcında belki de ilk fiillden başlayarak kurulmuş olan döngünün içine giriyor.

Böyle doğdu ve sürüyor kötülük sarmalı.

"En büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlar arasından" çıkıyor..


2 Ekim 2011 Pazar

"Zorba" Olabil(eme)mek

Sustu. Takkesini çıkardı, hırsla başını kaşıdı, yolmak istermiş gibi yine bıyıklarını çekti; bir şey söylemek istiyor ama kendini tutuyordu. Gözucuyla bana baktı, sonra kararını verdi.

"İnsan canavardır" diye bağırdı ve sopasını şiddetle taşlara vurdu. "Büyük canavar! Zatın bunu bilmiyor. Bütün işlerin yolunda gitmiş, ama bir de bana sor. Canavar, diyorum sana. Ona kötülük mü ettin? Senden çekinir ve titrer. İyilik mi yaptın? Gözlerini oyar...Aradaki uzaklığı koru patron!İnsanlara umut verme. Hepimizin eşit olduğumuzu, hepimizin eşit haklara sahip bulunduğumuzu söyleme; çünkü hemen senin hakkını çiğner, elinden ekmeğini kapar, açlıktan gebermeye bırakırlar seni. Ben senin iyiliğini isterim, aradaki uzaklığı koru, patron!"

Boğulmuş bir halde,
"İyi ama hiçbir şeye inanmaz mısın sen?" dedim.

"Hayır hiç bir şeye inanmam.Sana kaç kez söyleyeceğim? Zorba'dan başka hiçbirşey ve hiç kimseye inanmam. Zorba, ötekilerden iyi olduğu için değil; asla! O da canavardır. Zorba'ya inanırım ama. Çünkü yalnız ona sözüm geçer. Yalnız onu bilirim. Bütün ötekiler hayaldir. Ben onun gözleriyle görüyor, kulaklarıyla işitiyor, bağırsaklarıyla sindirim yapıyorum.Bütün ötekiler hayaldir diyorum sana! Ben ölünce hepsi ölür. Bütün Zorba dünyası güme gider..."

Alay ederek,
"Amma bencillik be!" dedim.

"Ne yapayım patron? Bu budur. Bakla yedim, bakla söylerim. Zorba'yım. Zorba'ca konuşurum..."

22 Mart 2011 Salı

Varoluşun Sertifikası

"Nous faire exempter de la vie parce qu'elle n'est pas notre élément? Personne ne délivre des certificats d'inexistence."

Cioran - Précis de Décomposition


"Hayat bizim ortamımız değil diye kendimizi hayattan muaf mı tutturalım? Var olmama belgesi veren kimse yoktur."

Cioran- Çürümenin Kitabı

15 Eylül 2010 Çarşamba

Termö Römon Şarkıları


Ben anlamam bu işlerden.
Ne hayata kafam basar, ne de ötesine.
Bir sikim beceremez elim kolum, atıl durumdadır beynim ve bedenim
Anca varsa yoksa kendim, kendime yazar söylerim

İşim gücüm yoktur benim
Varı yoğu kendime iş bellerim
Verimim ilerlemem vaki olmaz,
Her gün herkesten aynı sözü dinlerim.

Kendim dünyaya aynı şeyi söylerim
İfade edemem, budur kaderim,
Yoktur ala cihanda bir eşim,
Neylesin sözünü şu alem ben gibi keşin

Dünyada hırsı balon gibi patlatmışım
Gayrı hazları çoktan atlatmışım
Hevesi yarı yolda üstümden atmışım
Sıkıntıyı tütünden dal dal katlatmışım

Fışkırır hale geldi ruh-ı mücerred gibi yerden naaşım
Yine yükselmedi arşa bir türlü başım,
Gün ışığında hisse aradım,
Bedeli çok geldi alamadım.

Yüzyıllar biner üzerime,
Bindirir yükünü tinime,
Çağlar vurur zihnime,
Yansır kederleri inime.

Küspem çoktur yediğimden,
Aramam fazlasını verilenden,
Soldu güllerim yediverenden,
Başka ne diyeyim, zaar ecelden!

Sıkıntım gün be gün artar
Yenilik evrende ne arar
Elde yok kar zarar
Nöronlar her gün beni tartar

"Birşey" olmamaktır çabam,
Sınırlıdır hep olan biten,
Ne yaparsam yapam,
Gitmez öteye klişeden

Şu kilidim çözümsüzdür,
Bitap bünyem yükümsüzdür
Beyhude varlığım yönsüzdür
Her eylediğim hükümsüzdür

İçemedim pınarlardan kana kana
Dönemedim tozlu yollardan yaya
Sürülmez oldu topraklarım yana yana
Düştüm sarp dağlar arası bir faya

Arayan var zaman zaman
Gelen var kapımdan
Soran var halımdan
Zayi hepsi şu çürümüş dimağdan...

Takılmışım bir anda
Sarar geri arada
İleri gitmez hiçbir eda
Sonraya umuttur beslediğim..

Potbori - Strazburg Güzellemesi


Alsas'ın bağrından kopup gelmişem,
Lorraine'in bağlarını versen nidem,
Bourgogne'da büyük dara düşmüşem,
Kurtar beni zalımdan Jean d'Arc,
Kaderin gri ellerine düşmüşem.

(Şantör Aşık Fransuva'dan)

5 Eylül 2010 Pazar

Otis Baba



Otis Baba...Otis Redding

Otururuz biz onunla, arkadaşlar da katılır bazen, ben kah kahvemi kah rakımı koyarım, o da viskisini koyar, denizlere bakar gündüzleri ve geceleri, "Sittin' on the Dock of the Bay"'i söyleriz. Ne yaptıysak bir sikim değişmedi diye küfrederiz dünyaya biz, akan zamana, uğraşlara, değişen kişi ve mekanlara bakarız..Kalabalıklar içinde de, karanlık odalarda da yalnızlıkla cebelleşiriz. Herşeyin boşluğu ve beyhudeliğini, ve bu fikirde herhangi bir ilerleme olmadığını da biliriz. O hepsini daha kabullenmiş gibidir ama...Herşey aynı kalır gene, söylenenleri dinlemeksizin ıslığımızı üfürür, yolumuza devam ederiz.

Kah yürürüz bazı bazı, şefkat telkin eder bana "Try a Little Tenderness"'taki gibi..Geçmiş güzellikleri anarız, çocukluğun beyaz bayramlarını anarım ben, o ise Noel'de ısrar eder tıpkı "White Christmas"'taki gibi. Yalnızlık falan demişken söz bir anda kadınlara gelir...Düşünürüz önce "I've Been Loving You Too Long" derken. tespitlerimizi yansıtırız sonra;artık bilinmeyene dönüşene karşı hasretle boştur kollarımız "These Arms of Mine"'daki gibi.

Ancak madem varız; olanı biteni, vazgeçilmez soul tınılarının eşliğinde bütün bu basitliği ve tüm bu karmaşayı kabul eder, yerince "Respect" eşliğinde saygımızı eksik etmez, söyler de söyleriz

26 yaşında yitip gitmiştir -bir uçak kazası sonucu- adeta her iyi niyetli çaresizlerdenmişçesine erkenden varlığı son bulmuş gibidir.

Soul'un kralına ve anısına saygıyla...

3 Eylül 2010 Cuma

Ne Yapmalı?



"Ne yapmalı? Bugüne kadar sürdürdüğüm gibi, çevremdeki kişilerin davranış ve tutumlarını bilinçsiz bir aldırmazlıkla benimseyerek bu renksiz, kokusuz varlıkla yetinmeli mi; yoksa başkalarından farklı olan, başkalarının istediğinden çok farklı, köklü bir eylem isteyen gerçek bir insan gibi bu miskin varlığı kökten değiştirmeli mi? En basit sorunların çözümünde bile bocalayan bu sözde devrimci gölgeyi, hiç düzeltmeden, biraz olsun çekidüzen vermeden, amaç edindiğimiz ülküleri gerçekleştirmek için hemen kavganın ortasına atıverelim mi? Kendini yönetmeyi beceremeyen kişileri, toplumları yönetmek, onlara yeni yollar göstermek için hemen başa geçirelim mi? Yoksa toplu eylemlerde kütlelerin başına bela olan zayıf kişilikleri önce sert ve sıkı bir sınavdan mı geçirmeli?

Ben kendimi yeterli görmüyorum. Ne için yeterli? Her şey için.Topluluğun eylemine engel olan sorunlarımı çözmeden, onu güdebilecek sorunlarımı çözmeden, onu güdebilecek güçte olmadığımı seziyorum. Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum. Bana bugün, ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak önce kendini düzeltmelisi, diyebilirim. Bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir:kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez.

Ne yapmalı? Bu soruya hemen bir karşılık bulmak istenirse, elbette salt aklın verisiyle, ya da oradan buradan derlenmiş bir iki düşüncenin bileşimiyle bazı geçici çareler ortaya atılabilir. İnsan, ilk bakışta bu geçici çarelerin kendi buluşu olduğunu sanabilir. Oysa, örneğin, salt aklın verisi diye nitelendirilen kavramın biraz incelenmesi,bunun çoğunlukla toplumun etkisiyle elde edilen kalıplar olduğunu gösterecektir.Salt aklın verileri, insanı, gevşetmeye fırsat vermeyen amansız bir çalışmanın zorunluluğuna itebilir. Oblomovluk ve eğlence düşkünlüğü, dünyada eşi görülmemiş bir baskıyla yok edilmek istenebilir. Bütün kişisel bunalımlar, ucuz yaşantılara dönüşle ilgili bütün buhranlar, birer birer sindirilmek istenebilir. Herkes zaaflarını gizleyerek yalnız güçlerini ortaya koyar. İşte, görünüşte toplumsal eylemi geliştirmek, ileriye götürmek için salt akılla bulunduğu sanılan ve her çeşit eylem için kaçınılmaz ilkeler olarak ortaya atılan bu temel davranışlarda bile, kişinin ve çürümüş toplumun değiştirmek istemedikleri öz varlıklarını bilinçsizce koruma isteminin gizli baskılarını arayacaksın! Bilimsel bir kuşkuyla önce bütün zaaflarını çekinmeden ortaya atacaksın! Olmadık bir yerde ortaya çıkmalarını önleyecek ve toplumsal eylemdeki ortaklarını umutsuzluğa düşürmekten böylece kurtulacaksın.

Karşılıklı güven ve dayanışma ancak böyle bir sorunun varlığını duyduktan sonra sözkonusu olabilir. Fakat, bütün bu sorunlarını yalnız başına çözeceksin.Bunalımlarını, komplekslerini ve buhranlarını birlikte çalışacağın insanlara iletmeyeceksin. Kurulacak örgütü bir düşkünlerevine çevirmeye kimsenin hakkı yoktur. Birleşecek kişiler önce birleşecek güçte olmalıdırlar;önce bu duruma gelmelidirler. Onlar, yeni düzenler kurmak ve ilerlemek için birleşeceklerdir;körle kötürümün yoldaşlığı gibi bir iş için değil! Kendi sorunlarını çözemeyen bir kişinin, kusurlarının acısını başkalarına çektirmeye hakkı yoktur.

Yalnız, kişisel sorunları tek başına çözme eylemini de gereksiz bir aşırılığa götürmemelidir insan. Büyük örgütlerin kurulmasından önce, küçük örgütler oluşurken kişi, çevresinden kendini bütünüyle soyutlamayacaktır;kişisel sorunlarını çözerken başkalarından da bir bakıma yararlanacaktır."

Tutunamayanlar'dan

1 Eylül 2010 Çarşamba

Understanding & Struggle (Tupac)


Aslında bir Tupac hayranı olduğumu söyleyemeyeceğim. East Coast/West Coast olaylarını da çok sallamam..Az buçuk, ucundan kıyısından..

Ama bu adamın annesine yazdığı bir "Dear Mama" şarkısı var ki, bir insana böyle bir şarkı miras kalması gerçekten nadide bir durumdur..Tupac'i tüm diğer rapper ve türevlerinden ayırabilir..

Melodisi de sözlerle muntazam uygunluk gösteren bu şarkının iki bölümüne değinmeden geçemeyeceğim..

Birincisi minnete dair;

"There's no way i can pay you back
But the plan is to show you that I understand"

İkincisi ise varoluşa dair;

"I wish I can take the pain away
If you can make it through the night, there's a brighter day
Everything'll be alright if you hold on
It's a struggle everyday, gotta roll on"

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Cioranist Manifesto


"İçgüdüsel olarak putlara taptığımızdan, düşlerimizin ve çıkarlarımızın nesnelerini kayıtsız şartsız şeyler haline getiririz"

"Olay haline gelme isteği, her birinin üzerine zihinsel bir karışıklık, ya da kişinin kendi istediği gibi bir lanet gibi etki eder"

"Bütün duygular mutlaklarını salgı bezlerinin sefilliğinden alırlar"


"Bizi çevreleyen şeylere, onlara isim verdiğimiz-ve ötelerine geçtiğimiz- ölçüde tahammül ederiz"

"Hiçkimse `havai`liğe hemen ulaşamaz. O bir ayrıcalık ve sanattır: her tür kesinliğin imkansız olduğunun farkına varan ve kesinliklerden tiksinen kimselerdeki yüzeysellik arayışıdır"

"Hayat ölümden fazla ürküntü verir:Büyük Meçhul odur"

"Atadan kalma ödlekliğimizin bize önerdiği çözümler, entellektüel edebinden yan çizmenin en beter yollarıdır. Yanılmak, kandırılmış olarak yaşamak ve ölmek;insanların yaptığı budur"

"Her geceden sonra, kendimizi yeni bir günün karşısında bulduğumuzda, o günü doldurma gerekliliğinin gerçekleştirilemez oluşu içimizi ürküntüyle doldurur"

"Anlar birbirini izler: Bir kapsamları olduğu yanılsamasına, ya da bir anlamları olduğu hayaline kapılmak için hiçbir sebep yoktur; cereyan eerler;seyirleri bizim seyrimiz değildir."

"Hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde kopartılan patırtıdır; evren ise, sara hastalığına tutulmuş bir geometri..."

"Her varlık başka bir varlığın can çekişmesiyle beslenir"

"Kelimeler merhametlidirler: Narin gerçeklikleri bizi kandırır ve teselli eder"

"Düşkünlüğün kibiri olan isyan, soyluluğunu ancak yararsızlığından alır"

"Toplumun düzenini reddetmek de kabul etmek de aynı şekilde abestir."

"İnsanların var olmak ve harekete geçmek için sarıldıkları nedenleri, kendimde ortadan kaldırmak istedim. Sözle anlatılamayacak kadar normal bir hale gelmek istedim,-şimdi de sersemlemiş bir halde, budalalarla aynı düzeyde ve onlar kadar boşum."

"Ancak hakikate karşı hareket edilebilir. İnsan bütün bildiklerine rağmen, bütün bildiklerine karşı her gün yeniden başlar"

"Ebediyetle ilgili olan herşey, kaçınılmaz olarak harcıalem bir hal alır.

"Varoluşun içinden açıklamalarla sıyrılınamaz, buna ancak maruz kalınabilir"

"Başlangıçta, ışığa doğru ilerlediğimizi sanırız; sonra o hedefsiz yürüyüşten yorulur ve kendimizi yere bırakırız."

"Herşeyin beyhudeliği fikrinde ne ilerleme vardır, ne de bir sonuca varma"

"Hiçbir makul varlık tapınma nesnesi olmamıştır; bir isim bırakmamış, tek bir olaya bile damgasını vurmamıştır"

"Evren her bireyle başlar ve biter"

"Metafizikle bir tek genelev bağdaşabilir"

"Yaşam işaretleri: Zalimlik, fanatizm, hoşgörüsüzlük. Gerileme işaretleri: Canayakınlık, anlayışlılık, bağışlayıcılık"

"İnsanlık sadece kendini telef edenlere tapmıştır"

"Ürküntü devirleri sükunet devirlerini bastırır; insan olay bolluğundan ziyade olay yokluğundan rahatsız olur; tarih de onun can sıkıntısını reddetmesinin kanlı ürünüdür."

22 Nisan 2010 Perşembe

Kim Ölür?


Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı,
Görmek istemekten kaçınanlar,
Yavaş yavaş ölürler.

Pablo Neruda

2 Kasım 2009 Pazartesi

Kaçırma / Miss it not


Söylenecek çok fazla bir şey yok aslında. Dopdolu ve derinlikli diyaloglar, başarılı senaryo ve akıcı, sürükleyici örgüsü, sürekli değişen açılarda, kimi zaman şaşırtan muhteşem çekimler, titiz seçilmiş ve dizilmiş sahneler, muhteşem oyunculuklar, emperyal dönem kentlerinin arşidükü Viyana'nın dört bir yanından en güzel mekanlar, sahnelerdeki modu aynen yansıtan harika müzikler. Bu film ve ardılı Before Sunset 150 kez izlenmeli. Hele bir de Issız Adam ve muadilleri gibi önümüze sunulan kuru saçmalıklardan sonra... Aşağıdaki diyalog, Amerikalı bıçkın karizmatik delikanlımız Jesse(Ethan Hawke)'nin, maceracı çok bilmiş Fransız kızı Celine(Julie Delpy)'i tren istasyonunda gitmekten vazgeçirme, başka bir dille, elinden kayıp gitmesini engelleme sahnesi...Filmin en güzel noktası.Bence...

Jesse: Alright, I have an admittedly insane idea, but if I don't ask you this it's just, uh, you know, it's gonna haunt me the rest of my life

Celine: What?

Jesse: Um... I want to keep talking to you, y'know. I have no idea what your situation is, but, uh, but I feel like we have some kind of, uh, connection. Right?

Celine: Yeah, me too.

Jesse: Yeah, right, well, great. So listen, so here's the deal. This is what we should do. You should get off the train with me here in Vienna, and come check out the capital.

Celine: What?

Jesse: Come on. It'll be fun. Come on.

Celine: What would we do?

Jesse: Umm, I don't know. All I know is I have to catch an Austrian Airlines flight tomorrow morning at 9:30 and I don't really have enough money for a hotel, so I was just going to walk around, and it would be a lot more fun if you came with me. And if I turn out to be some kind of psycho, you know, you just get on the next train.

Jesse: Alright, alright. Think of it like this: jump ahead, ten, twenty years, okay, and you're married. Only your marriage doesn't have that same energy that it used to have, y'know. You start to blame your husband. You start to think about all those guys you've met in your life and what might have happened if you'd picked up with one of them, right? Well, I'm one of those guys. That's me y'know, so think of this as time travel, from then, to now, to find out what you're missing out on. See, what this really could be is a gigantic favor to both you and your future husband to find out that you're not missing out on anything. I'm just as big a loser as he is, totally unmotivated, totally boring, and, uh, you made the right choice, and you're really happy.

Celine: Let me get my bag.

Mut

" İnsan başta hiç mutlu degildir, ama bütün hayatını kendisini mutlu edecegini sandığı bir şeyin peşinde çabalayarak geçirir; nadiren amacına ulaşır, ulaştığında da yalnızca düş kırıklığıyla karşılaşır. Sonunda bir enkaz gibidir ve limana direkleri ve donanimlari yok olmuş bir şekilde gelir. Ondan sonra da mutluluk ya da mutsuzluk aynıdır. Çünkü hayatı içinde bulunduğu her dakika, yok olan andan fazlası değildir ve şimdi de sona ermektedir."

Arthur Schopenhauer
Fi Tarihi
Mut / Mersin

31 Ekim 2009 Cumartesi

C.




"Küçük kumarlarınız vardır. On kuruşluk tombalalar. Şimdi kim bilir kaç kere evde, kim bilir kaç kadının 'Aman ayol, bu ne kötü şans böyle,' sözüne kim bilir kaç erkek 'Üzülmeyin, kumarda kaybeden aşkta kazanır,' diyordur. Kim bilir kaç erkek de acele edip bu sözü ondan önce söyleyemediler diye onu kıskanıyordur.Biliyorum sizi.Küçük sürtünmelerle yetinirsiniz.Büyüklerinden korkarsınız.Akşamları elinizde paketlerle dönersiniz.Sizi bekleyenler vardır.Rahatsınız.Hem ne kolay rahatlıyorsunuz.İçinizde boşluklar yok.

Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim böyle düşünen? Bir ben miyim yalnız ? "

4 Ağustos 2009 Salı

Grup Vitamin - Istanbul'da




Bizi uzun yıllar güldüren gayri-ciddi adamların, bu ülkede yaptıkları şeyi,her nasıl adlandırmak gerekiyorsa, sadece kendilerinin yapmış olduğu özel adamların, son derece ciddi ilk, tek ve son şarkıları...

Grubun baş aktörü Gökhan Semiz'in ardından tekrar çıkarılmış ve bu nispette daha da bir anlamlı.

Ve.

Çok yazık.!

Hangi şarkı mı?

Tık atın

Bu şarkıyı tek celsede geçmek gerekirdi.

Grup Vitamin'e ayrıca değineceğim. Uzun uzun. Damgalarını vurdular yediden yetmişe belleklere, her ne kadar gitmiş olsalar da.

Dipnot: Bu yazıda yakaladığım bayık Yılmaz Özdil üslubu için özürler ola...

17 Temmuz 2009 Cuma

Acıya Dair



Ve bir kadın konuşarak, bize Acı'dan söz et dedi.
Ve o dedi ki:

Acınız idrakınızı saran kabuğun kırılmasıdır.

Nasıl meyvanın çekirdeği kırılmak zorundaysa, canevinin güneşi görmesi için, siz de acıyı tanımak zorundasınız.

Ve eğer yüreklerinizi yaşamlarınızın gündelik mucizeleri karşısında merak ve hayranlıkla dolu tutabilsediniz, acınız da en az sevinciniz kadar harikulade görünürdü.

Ve yüreğinizin mevsimlerini kabullenirdiniz, tıpkı tarlalarınızdan geçen mevsimleri her zaman kabullendiğiniz gibi.

Ve hüznünüzün kışlarını dinginlikle seyrederdiniz.

Halil Cibran

14 Temmuz 2009 Salı

Lizbon'da Bir Huzursuz


Bir şey kalmaz geride, hiç bir şey. Hiçiz biz.
Biraz güneşte, biraz havada geciktiririz
üzerimize çöken solunamaz karanlığı,
Küçük düşürülen, dayatma altındaki yeryüzünü.
Üreyen, ertelenmiş cesetler,
kararlaştırılmış yasalar, görülmüş heykeller,
Bitirilmiş methiyeler...
Her bir şeyin kendi mezarı vardır.
Bizlerin, bildik bir güneşin kan bağışladığı etin akşamı
oluyorsa
onların neden olmasın.
Öyküyüz biz, öyküler anlatan, başka hiç...


Fernando Pessoa

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Adamlar, Adamlar !

"Romen" Diyojen bir gün sokak ortasında, "Adamlar! Adamlar! " diye haykırmaya başladı. Halktan, eşraftan bir kısım insan etrafına toplandı. "Romen" Diyojen, "Ben adamları çağırıyorum!" diyerek sopası ile onları ürküttü.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Elitizm ve Ayrım

Arkadaşım.
Etrafına bak.
Senin üstündeki ve görüntün sana göre daha güzel diye,
Senin paran daha fazla diye,
Senin ailen ve her anlamda senin gibi olduğuna gönülden inandığın, çevren senin o at gözlüklü çerçevende sözde daha üst bir toplumsal ve bireysel statüye sahip diye,
Sen daha iyi bir okulda okuyup da salt bu nedenle kendini daha "eğitimli" zannediyorsun diye,
Senin başkaları üzerinde oluşturduğun menfi etkiler nedeniyle gücünün daha çok olduğunu sanıyor, kendini kudretli ve haşmetli görüyorsun diye,
Sen kendini bir halt zannediyorsun diye,
Sen kendi söylediklerini, konuştuklarını, yaptıklarını daha matah, daha komik, daha önemli zannediyorsun diye,
Sen çakalsın, senin gözün açık diye,
Sen kendince çok birşeyler yaptığını, en doğruyla iştigal ettiğini düşünüyorsun diye,
Senin meşgalenin kendine yine kendi kriterlerine daha fazlasını getiriyor diye,
Sen diğerlerinden çok farklı, özgün ve de özel olduğunu sanıyorsun diye,
Sen çok aktivitede, çok farklı mekanlarda bulundun diye,
Sen kendi kriterlerine göre üstünlük tanıdığın kendin gibilerle aynı çevredesin diye,
Sen dışarıya muhteşem bir imaj veriyorsun ve kendine temelsiz bir biçimde güveniyorsun diye,
Senin ve de çevrenin yaşadığın, bulunduğun, çalıştığın, takıldığın yer madden daha çok değer barındırıyor diye,

Nasıl diğerlerinden üstte oluyor, onları nasıl hor ve hakir görüyor, eziyor, onlarla nasıl maytap geçiyorsun?

Aynaya bak, bir de sokağa çıktığında gördüklerine bak. Seni diğerlerinden ayıran gerçekten nedir?

Sen kimsin? Bütün bunları haklı çıkaracak ne yaptın? Kim olduğunu zannediyorsun? Senin ve benimsediklerinin artıları, kendi kafanda yarattığın bir avuç saçma sapan kriterlere göre çok, ama bunun dışında gerçekten var mıdır ve varsa nedir? Bilincinde ve bilincinin altında bütün bunları oluşturan etmenler nelerdir?

Peki bütün bunlardan sonra sen niye haklısın? Nasıl bunları yapabiliyor ve kendinde ciğer, kalp ve beyin olduğu iddiasında bulunabiliyorsun?

Seni aşağılık elitist seni...

24 Haziran 2009 Çarşamba

Limanlar



Halatlar limanlarda,

Umutlar limanlarda,

Hayatlar limanlarda...

Ama biz bozkırların insanlarıyız...



Bilmeyiz bundan da gayrısını,


Dipnot: Sonu olmayan cümleler virgülle biter, ki devamı gelebilsin. Bir başka zaman diliminde sesimiz çıkabileceğinde, duyurulacağında.