Bourbon-Parma Prensi Sixtus
Askeri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Askeri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Ocak 2011 Perşembe
Sixtus Skandalı
2 Eylül 2010 Perşembe
Megiddo Taarruzu
Britanya İmparatorluğu'nun filistin cephesi'ndeki son taarruzudur. Bölgedeki düzlüğün adı nedeniyle Armageddon Savaşı adıyla da bilinir. belirtilmelidir ki, Megiddo Savaşı bir meydan savaşı falan değildir yahut sadece "Megiddo" adı verilen bölgede gerçekleşmemiştir. tüm Filistin Cephesi boyunca yapılmış olan genel bir taarruzdur.
Her bakımdan kaynakları tükenmiş ittifak devletleri'ne birer birer son darbelerin vurulduğu günlerde(Batı Cephesi - Meuse Argonne taarruzu, Italya cephesi'nde Vittorio Veneto taarruzu, Balkan cephesi'nde de Vardar Taarruzu vukuu bulmaktayken) Osmanlı İmparatorluğu'na karşı da Megiddo taarruzu tertib edilmiştir.
Büyük harbin en başarılı komutanlarından ve harp tarihinin süvari taktikleri konusundaki gelmiş geçmiş en yetkin isimlerinden Edmund Allenby komutasında Hint, ANZAC ve bilimum sömürge askeriyle desteklenmiş İngilizler, bir Fransız Lejyoner bölüğü ve bilhassa hattın doğusunda müttefik destekçileri isyankar Araplar'ın saf tuttuğu bir Müttefik kuvvetler grubu sözkonusudur. taarruz evvela ilkbaharda yapılacakken Alman Bahar Taarruzları nedeniyle ertelenmiştir. En nihayetinde Batı Cephesi'ne taze amerikan kuvvetlerinin gelmiş olması, Britanya'nın bölgeye rezerv/yedek kuvveti yığabilmesini sağlamıştır.
Osmanlı'nın çoktan düşmüş olan Kudüs 'ün kuzeyinde 100 kilometreyi aşan bir savunma hattı bulunmaktaydı. bu hat kıyıdan Eriha(Jericho)'nın az doğusunda kıvrılarak Lut Gölü (Dead Ssea)'ne kadar uzanmaktaydı. Liman von Sanders'in kumandanlığını yaptığı ordular grubunda, hattın batısında 8.ordu, merkezinde Mustafa Kemal Paşa kumandasında 7.ordu, doğusunda ise 4.ordu bulunmaktaydı. Ufak bir alman Asiakorps birliği de cephede hazırdı.
Totalde cephede Müttefiklerin(Düzenli olarak 5.000 kadar olan, düzensiz olarak daha çok mevcutlu Araplar hariç) 57.000 piyade, 12.000 süvari, 540 topu bulunmakta, bunun yanısıra da 30.000 kişilik yedek kuvveti bulunmaktaydı. Buna mukabil, Suriye ve Filistin bölgesinde garnizon, ihtiyat, levazım, istihkam vb. görevlerde bulunan toplam İttifak devleti askeri sayısı 100.000'e yaklaşsa da, doğrudan cephede bulunan Osmanlı-Alman yıldırım orduları grubunun cephedeki total mevcudu 29.000 piyade,3.000 süvari ve 400 toptan ibarettir. Ve İttihat ve Terakki'nin, belki daha doğru tabirle Enver Paşa'nın tipik hayalperestliğiyle eldeki mevcut orduları(bilhassa Kafkas cephesi'nin Rusya'nın savaştan çıkması sonucu kapanmasıyla bu cepheden artakalanları) güneye yollamak yerine Azerbaycan ve günümüzün Kuzey Iran'ında kullanması, (zira Osmanlı orduları Bakü'ye, Hemedan'a kadar ilerlemiştir o tarihte), hatta Bulgaristan'a yardıma dahi göndermesi nedeniyle bütün taleplere rağmen herhangi bir durumda öne sürebileceği en ufak yedek kuvveti de bulunmamaktaydı(cephenin bu kadar çabuk dağılması ve dağıldığında bir daha toparlanamaması bu yüzden olacaktır). bunun yanısıra zaten kötü teçhiz edilmekte olan, gerekli kaynaklardan yoksun Osmanlı ordusundaki son derece düşük morali ve maneviyatı ve savaştan hemen önce askerden kaçan 1100 kadar kişiyi belirtmekte de yarar vardır.
Evvelden, bir süre önce Amman'a doğru bir yanıltmaca saldırısı yapmış olan allenby ve orduları, von Sanders'in ordularının total kuvvetinin üçte birini hattın doğusuna sevketmesine neden oldu. oysa ki 19 Eylül sabaha karşı 4.30'da Allenby esas taarruzunu başlattı. 5 tümenlik bir ordu grubu(11. corps) yoğun bir taarruzu hattın bilhassa süvari ordularının rahat hareket edebileceği düzlük batı tarafından başlatırken, birkaç saat içinde hattın doğusu da takriben 5 tümenlik bölünmüş(10.corps) tarafından taarruza uğradı. Hattın batısına yapılan saldırıda britanya donanması destroyerleri de kıyıdan destek sağlayarak, ordularının siperleri aşmasına yardımcı olmuştur. doğuda yoğunlaştırılan birliklerle daha da zayıflamış olan batı hattı desteksiz, hava ve denizden de destekli 5 tümene karşı 3 tümen şeklinde kalınca(belirtilmelidir ki 1 osmanlı tümeni, 1 britanya tümenine göre mevcut olarak çok daha düşüktür) hattın batı ucu kısa sürede çökmüş, bundan iyi faydalanan Britanya süvari birlikleri hattı boşluklara dalmış, kısa süre sonra hattın 25 km gerisinde Tülkarim'de mukim 8. ordu karargahına kadar gelmiştir britanyalılar. bu noktada öğle vakti, batı hattı çöktükten sonra merkez hatta da saldırı başlamış, tutunamayan ve ağır kayıplar veren 7.ordu birlikleri de Nablus'a kadar geri çekilmiş, ertesi gün 8. ordu ile 7. ordu birlikleri yanyana gelmiş ve beraberce geri çekilmeyi sürdürmüşlerdir. Bölünmüş olan 7.ordunun Asiakorps'un da içinde bulunduğu bir kısmı ise Ürdün yönüne doğru geri çekilmiş, yine hava desteği ve Araplar'ın arkadan sarması, ve de britanya süvarisinin sızması gibi nedenlerle sıkışmışlar, Asiakorps bir gün kadar savaştıktan sonra tükenmiş, 7.ordunun diğer kısmı ise Dera'a'ya kadar çekildikten sonra teslim olmak durumunda kalmıştır.
Hattın doğusundaki,henüz aralık 1917'de yeniden kurulmuş olan dördüncü ordu ise(bileşik yaylı askerler de bu ordunun içindeydi) ise "Chaytor Force" olarak adlandırılan takriben iki tümenlik 10.corps'un doğu ucundaki kuvvetin saldırısı karşısında kırılarak amman'a dek geri çekilmiş, akabinde, süvari hücumları, hava desteği ve en nihayetinde kuzeyden bu ordunun da merkezi dera'a yönünden etrafını saran Arabistanlı Lawrence'ın başında bulunduğu arap kuvvetleri tarafından çevrilmiş ve en nihayetinde tüm organizasyonunu kaybederek kalan ögeleriyle birlikte eylül sonunda Şam yolunda teslim olmak durumunda kalmış, yani bir savaş kuvveti olarak yok edilmiştir.
20 eylül itibariyle, 1.5 günde, cephe 70 ile 100 kilometre arası geriye atılmış,cephe gerisindeki tüm kritik tren yolu istasyonları ele geçirilmiş, hatta arapların sarmal hücumuyla ürdün'deki tren yolları da sabotaja uğramıştır. İngiliz taarruzu öyle bir başarıya ulaşmıştır ki, hattın batısından saldırıya geçen 11.corps'un, 8. ordunun tam yol geri çekilmesinin de etkisiyle hızlı ilerlemesi sonucu 21 Eylül öğleden sonrası Nasıra ve oradaki Filistin Cephesi genel karargahı dahi düşmüştür. ingiliz konsantrasyonunun daha ziyade cephenin batı hattında olması nedeniyle, 7. ordu nisbi olarak merkezde biraz daha direnme şansı bulmuş ve Nablus 21 Eylül öğlenine kadar dayanmıştır. en son meydana gelen durum ise kıyı-Megiddo-Nasıra hattını tamamen kontrol eden britanya ordularının ve doğudan gelen arap ve ingiliz süvari/uçak kıskacının nihayetinde 7.ordunun sağ cenahının da kıskaca alınmış olmasıdır(akabinde 7.ordunun bu cenahının başına yukarıda bahsetmiş olduğumuz olaylar gelmiştir).
7. ve 8. ordunun kalan unsurları Galilee Gölü'nden kıyıya kadar yeni bir hat kurmaya çabaladıysa da Şam'dan istenen yedek kuvvetler yine reddedilmiş(Şam askeri kumandanının bir Arap ajanı olduğu da sonradan ortaya çıkacaktır), bu hat da henüz kuruluş aşamasında Avustralya süvarisi tarafından hücum edilerek tutunamamış, diğer yarı-mekanize süvari birlikleri acre ve hayfa limanlarını 22'sinde ele geçirmişler, kısa süre sonra piyadenin de yeni mevzilerine gelmesiyle taarruz nihayete erdirilmiştir. bu süre içinde Britanya orduları,zaten pek çoğu dağınık duruma gelmiş olan osmanlı kuvvetlerinin tüm kaçış yollarını tıkamış, ve çeşitli kaynaklara göre değişen rakamlar olmakla birlikte, 60.000-70.000 kadar Osmanlı/Alman askeri esir düşmüştür. buna mukabil Britanya ordularının kayıpları 6000 asker civarındadır. 7. ve 8. orduların kalan unsurları, ilk cephe noktası ve mevcut cephe noktası arasında kalan/kurtarılan tüm birlikleri toparlayarak Şam'a doğru genel bir geri çekilme başlatmışlardır. Megiddo taarruzu, Filistin cephesi'nin kesin çöküşünü ve Osmanlı için de artık savaşın kaybedilişini simgeler; Osmanlı ordularının tüm organizasyonu, cephe düzeni, morali ve maneviyatı yok olmuştur. zira Şam da yine İtilaf kuvvetleri ilerleyişi esnasında verilen ağır kayıpların ardından 1 ekim itibariyle düşecektir.
Bu hızlı ilerleme, dünya tarihindeki en başarılı ve artık yavaştan yerini tank ve tam mekanize zırhlı araçlara daha çok bırakacak olması nedeniyle en son süvari operasyonlarından birisi sayesinde olmuştur. Süvari dediysek de, tam olarak bir grup atlı olarak anlaşılmaması gerekir bunun, zira bu süvari tümenlerine, hafif zırhlı araçlar eşlik etmekteydi, yani burada süvari(cavalry) olarak bahsedilen birlikler bir bakıma yarı-mekanize birliklerdir.
Bahsedilmesi gereken bir önemli nokta da, Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri(RAF)'nin cephedeki 105 uçağının keşif ve taktik bombardıman bakımından sağladığı faydalardır. Hava kuvvetlerinin önemi ve başarısı bakımından bu savaş, Birinci Dünya Savaşı'ndaki en önemli ve nadir örneklerden biridir. öncelikle Osmanlı-Alman pozisyonlarının yerlerini saptamada, bölge arazisini tetkikte fayda sağlayan uçaklar, taarruz başlangıcında taktik bombardımanla ve ilerleyen günlerde geri çekilen osmanlı ordularına zayiat verdirmede son derece etkili olmuşlardır. britanya'nın 105 uçağına karşın ittifak kuvvetlerinin cephede 5 adet uçağının olması, havada kaybedilen savaşın açıklamasıdır.
Nihayetinde belirtmek gerekir ki; megiddo'daki osmanlı yenilgisinin temel sebepleri çok açık ve nettir. karşı tarafın havada, denizde ve karada, gerek süvari, gerek top, uçak, gemiler ve makinalı tüfek, gerekse piyade bakımından her alanda kat be kat sağladığı sayısal ve donanımsal üstünlük bunların en temeli ve önemlisidir. Osmanlı komuta kademesindeki iletişim bozuklukları ve karışıklıklar, zaten var olan düşük moral/maneviyat ve kötü teçhiz edilen bir ordu, arap isyanı, iyi kumanda edilen bir düşman ordusu ve taarruz sonrası meydana gelen panik ve hezeyan hali, yenilgiyi ağırlaştıran faktörler olmuştur. Bu savaş da diğer pek çok savaş gibi savaş başarılarının herşeyden önce bir iktisadi temeli olduğunu gözler önüne serer. Ve sonuç olarak Megiddo Savaşı, 1918 Osmanlı'sı için malumun ilanı niteliği taşımaktadır. Osmanlı için savaşın bir bozgunla sonlanacağı çok açık ve nettir, ve bu bozgunun adı da Megiddo savaşı olmuştur.
Her bakımdan kaynakları tükenmiş ittifak devletleri'ne birer birer son darbelerin vurulduğu günlerde(Batı Cephesi - Meuse Argonne taarruzu, Italya cephesi'nde Vittorio Veneto taarruzu, Balkan cephesi'nde de Vardar Taarruzu vukuu bulmaktayken) Osmanlı İmparatorluğu'na karşı da Megiddo taarruzu tertib edilmiştir.
Büyük harbin en başarılı komutanlarından ve harp tarihinin süvari taktikleri konusundaki gelmiş geçmiş en yetkin isimlerinden Edmund Allenby komutasında Hint, ANZAC ve bilimum sömürge askeriyle desteklenmiş İngilizler, bir Fransız Lejyoner bölüğü ve bilhassa hattın doğusunda müttefik destekçileri isyankar Araplar'ın saf tuttuğu bir Müttefik kuvvetler grubu sözkonusudur. taarruz evvela ilkbaharda yapılacakken Alman Bahar Taarruzları nedeniyle ertelenmiştir. En nihayetinde Batı Cephesi'ne taze amerikan kuvvetlerinin gelmiş olması, Britanya'nın bölgeye rezerv/yedek kuvveti yığabilmesini sağlamıştır.
Osmanlı'nın çoktan düşmüş olan Kudüs 'ün kuzeyinde 100 kilometreyi aşan bir savunma hattı bulunmaktaydı. bu hat kıyıdan Eriha(Jericho)'nın az doğusunda kıvrılarak Lut Gölü (Dead Ssea)'ne kadar uzanmaktaydı. Liman von Sanders'in kumandanlığını yaptığı ordular grubunda, hattın batısında 8.ordu, merkezinde Mustafa Kemal Paşa kumandasında 7.ordu, doğusunda ise 4.ordu bulunmaktaydı. Ufak bir alman Asiakorps birliği de cephede hazırdı.
Totalde cephede Müttefiklerin(Düzenli olarak 5.000 kadar olan, düzensiz olarak daha çok mevcutlu Araplar hariç) 57.000 piyade, 12.000 süvari, 540 topu bulunmakta, bunun yanısıra da 30.000 kişilik yedek kuvveti bulunmaktaydı. Buna mukabil, Suriye ve Filistin bölgesinde garnizon, ihtiyat, levazım, istihkam vb. görevlerde bulunan toplam İttifak devleti askeri sayısı 100.000'e yaklaşsa da, doğrudan cephede bulunan Osmanlı-Alman yıldırım orduları grubunun cephedeki total mevcudu 29.000 piyade,3.000 süvari ve 400 toptan ibarettir. Ve İttihat ve Terakki'nin, belki daha doğru tabirle Enver Paşa'nın tipik hayalperestliğiyle eldeki mevcut orduları(bilhassa Kafkas cephesi'nin Rusya'nın savaştan çıkması sonucu kapanmasıyla bu cepheden artakalanları) güneye yollamak yerine Azerbaycan ve günümüzün Kuzey Iran'ında kullanması, (zira Osmanlı orduları Bakü'ye, Hemedan'a kadar ilerlemiştir o tarihte), hatta Bulgaristan'a yardıma dahi göndermesi nedeniyle bütün taleplere rağmen herhangi bir durumda öne sürebileceği en ufak yedek kuvveti de bulunmamaktaydı(cephenin bu kadar çabuk dağılması ve dağıldığında bir daha toparlanamaması bu yüzden olacaktır). bunun yanısıra zaten kötü teçhiz edilmekte olan, gerekli kaynaklardan yoksun Osmanlı ordusundaki son derece düşük morali ve maneviyatı ve savaştan hemen önce askerden kaçan 1100 kadar kişiyi belirtmekte de yarar vardır.
Evvelden, bir süre önce Amman'a doğru bir yanıltmaca saldırısı yapmış olan allenby ve orduları, von Sanders'in ordularının total kuvvetinin üçte birini hattın doğusuna sevketmesine neden oldu. oysa ki 19 Eylül sabaha karşı 4.30'da Allenby esas taarruzunu başlattı. 5 tümenlik bir ordu grubu(11. corps) yoğun bir taarruzu hattın bilhassa süvari ordularının rahat hareket edebileceği düzlük batı tarafından başlatırken, birkaç saat içinde hattın doğusu da takriben 5 tümenlik bölünmüş(10.corps) tarafından taarruza uğradı. Hattın batısına yapılan saldırıda britanya donanması destroyerleri de kıyıdan destek sağlayarak, ordularının siperleri aşmasına yardımcı olmuştur. doğuda yoğunlaştırılan birliklerle daha da zayıflamış olan batı hattı desteksiz, hava ve denizden de destekli 5 tümene karşı 3 tümen şeklinde kalınca(belirtilmelidir ki 1 osmanlı tümeni, 1 britanya tümenine göre mevcut olarak çok daha düşüktür) hattın batı ucu kısa sürede çökmüş, bundan iyi faydalanan Britanya süvari birlikleri hattı boşluklara dalmış, kısa süre sonra hattın 25 km gerisinde Tülkarim'de mukim 8. ordu karargahına kadar gelmiştir britanyalılar. bu noktada öğle vakti, batı hattı çöktükten sonra merkez hatta da saldırı başlamış, tutunamayan ve ağır kayıplar veren 7.ordu birlikleri de Nablus'a kadar geri çekilmiş, ertesi gün 8. ordu ile 7. ordu birlikleri yanyana gelmiş ve beraberce geri çekilmeyi sürdürmüşlerdir. Bölünmüş olan 7.ordunun Asiakorps'un da içinde bulunduğu bir kısmı ise Ürdün yönüne doğru geri çekilmiş, yine hava desteği ve Araplar'ın arkadan sarması, ve de britanya süvarisinin sızması gibi nedenlerle sıkışmışlar, Asiakorps bir gün kadar savaştıktan sonra tükenmiş, 7.ordunun diğer kısmı ise Dera'a'ya kadar çekildikten sonra teslim olmak durumunda kalmıştır.
Hattın doğusundaki,henüz aralık 1917'de yeniden kurulmuş olan dördüncü ordu ise(bileşik yaylı askerler de bu ordunun içindeydi) ise "Chaytor Force" olarak adlandırılan takriben iki tümenlik 10.corps'un doğu ucundaki kuvvetin saldırısı karşısında kırılarak amman'a dek geri çekilmiş, akabinde, süvari hücumları, hava desteği ve en nihayetinde kuzeyden bu ordunun da merkezi dera'a yönünden etrafını saran Arabistanlı Lawrence'ın başında bulunduğu arap kuvvetleri tarafından çevrilmiş ve en nihayetinde tüm organizasyonunu kaybederek kalan ögeleriyle birlikte eylül sonunda Şam yolunda teslim olmak durumunda kalmış, yani bir savaş kuvveti olarak yok edilmiştir.
20 eylül itibariyle, 1.5 günde, cephe 70 ile 100 kilometre arası geriye atılmış,cephe gerisindeki tüm kritik tren yolu istasyonları ele geçirilmiş, hatta arapların sarmal hücumuyla ürdün'deki tren yolları da sabotaja uğramıştır. İngiliz taarruzu öyle bir başarıya ulaşmıştır ki, hattın batısından saldırıya geçen 11.corps'un, 8. ordunun tam yol geri çekilmesinin de etkisiyle hızlı ilerlemesi sonucu 21 Eylül öğleden sonrası Nasıra ve oradaki Filistin Cephesi genel karargahı dahi düşmüştür. ingiliz konsantrasyonunun daha ziyade cephenin batı hattında olması nedeniyle, 7. ordu nisbi olarak merkezde biraz daha direnme şansı bulmuş ve Nablus 21 Eylül öğlenine kadar dayanmıştır. en son meydana gelen durum ise kıyı-Megiddo-Nasıra hattını tamamen kontrol eden britanya ordularının ve doğudan gelen arap ve ingiliz süvari/uçak kıskacının nihayetinde 7.ordunun sağ cenahının da kıskaca alınmış olmasıdır(akabinde 7.ordunun bu cenahının başına yukarıda bahsetmiş olduğumuz olaylar gelmiştir).
7. ve 8. ordunun kalan unsurları Galilee Gölü'nden kıyıya kadar yeni bir hat kurmaya çabaladıysa da Şam'dan istenen yedek kuvvetler yine reddedilmiş(Şam askeri kumandanının bir Arap ajanı olduğu da sonradan ortaya çıkacaktır), bu hat da henüz kuruluş aşamasında Avustralya süvarisi tarafından hücum edilerek tutunamamış, diğer yarı-mekanize süvari birlikleri acre ve hayfa limanlarını 22'sinde ele geçirmişler, kısa süre sonra piyadenin de yeni mevzilerine gelmesiyle taarruz nihayete erdirilmiştir. bu süre içinde Britanya orduları,zaten pek çoğu dağınık duruma gelmiş olan osmanlı kuvvetlerinin tüm kaçış yollarını tıkamış, ve çeşitli kaynaklara göre değişen rakamlar olmakla birlikte, 60.000-70.000 kadar Osmanlı/Alman askeri esir düşmüştür. buna mukabil Britanya ordularının kayıpları 6000 asker civarındadır. 7. ve 8. orduların kalan unsurları, ilk cephe noktası ve mevcut cephe noktası arasında kalan/kurtarılan tüm birlikleri toparlayarak Şam'a doğru genel bir geri çekilme başlatmışlardır. Megiddo taarruzu, Filistin cephesi'nin kesin çöküşünü ve Osmanlı için de artık savaşın kaybedilişini simgeler; Osmanlı ordularının tüm organizasyonu, cephe düzeni, morali ve maneviyatı yok olmuştur. zira Şam da yine İtilaf kuvvetleri ilerleyişi esnasında verilen ağır kayıpların ardından 1 ekim itibariyle düşecektir.
Bu hızlı ilerleme, dünya tarihindeki en başarılı ve artık yavaştan yerini tank ve tam mekanize zırhlı araçlara daha çok bırakacak olması nedeniyle en son süvari operasyonlarından birisi sayesinde olmuştur. Süvari dediysek de, tam olarak bir grup atlı olarak anlaşılmaması gerekir bunun, zira bu süvari tümenlerine, hafif zırhlı araçlar eşlik etmekteydi, yani burada süvari(cavalry) olarak bahsedilen birlikler bir bakıma yarı-mekanize birliklerdir.
Bahsedilmesi gereken bir önemli nokta da, Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri(RAF)'nin cephedeki 105 uçağının keşif ve taktik bombardıman bakımından sağladığı faydalardır. Hava kuvvetlerinin önemi ve başarısı bakımından bu savaş, Birinci Dünya Savaşı'ndaki en önemli ve nadir örneklerden biridir. öncelikle Osmanlı-Alman pozisyonlarının yerlerini saptamada, bölge arazisini tetkikte fayda sağlayan uçaklar, taarruz başlangıcında taktik bombardımanla ve ilerleyen günlerde geri çekilen osmanlı ordularına zayiat verdirmede son derece etkili olmuşlardır. britanya'nın 105 uçağına karşın ittifak kuvvetlerinin cephede 5 adet uçağının olması, havada kaybedilen savaşın açıklamasıdır.
Nihayetinde belirtmek gerekir ki; megiddo'daki osmanlı yenilgisinin temel sebepleri çok açık ve nettir. karşı tarafın havada, denizde ve karada, gerek süvari, gerek top, uçak, gemiler ve makinalı tüfek, gerekse piyade bakımından her alanda kat be kat sağladığı sayısal ve donanımsal üstünlük bunların en temeli ve önemlisidir. Osmanlı komuta kademesindeki iletişim bozuklukları ve karışıklıklar, zaten var olan düşük moral/maneviyat ve kötü teçhiz edilen bir ordu, arap isyanı, iyi kumanda edilen bir düşman ordusu ve taarruz sonrası meydana gelen panik ve hezeyan hali, yenilgiyi ağırlaştıran faktörler olmuştur. Bu savaş da diğer pek çok savaş gibi savaş başarılarının herşeyden önce bir iktisadi temeli olduğunu gözler önüne serer. Ve sonuç olarak Megiddo Savaşı, 1918 Osmanlı'sı için malumun ilanı niteliği taşımaktadır. Osmanlı için savaşın bir bozgunla sonlanacağı çok açık ve nettir, ve bu bozgunun adı da Megiddo savaşı olmuştur.
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Louis Franchet d'Esperey
1.Dünya savaşı yıllarına tekabül eden zorlu zaman zarfında hizmet etmiş bir Fransız generalidir d'esperey..Esasına bakılırsa kabil bir general olduğu söylenebilecektir.
Zira Franchet d'esperey, evvela 5. ordunun 1. kolordusu komutanı olarak charleroi yöresinde sağ kanadı başarıyla korumuş, 5. ordu komutanı Charles Lanrezac'ın marne'a kadar geri çekilmesinden sonra fransız beşinci ordusunun başına getirilmiş ve akabinde birinci dünya savaşı'nın bir bakıma süresini ve kaderini de belirleyen Marne Muharebeleri'nde Marne Nehri'nin kolu olan Petit Morin Nehri bölgesinde Karl von Bülow komutasındaki alman 2.ordusunun sağ kanadına 8 eylül'de sürpriz bir gece saldırısıyla bu ordunun kolunu kanadını kıracak ve maneviyatını tüketecek saldırıyı icra etmiştir.
Bu taarruz Marne'ın kilit noktası olarak addedilir.
Akabinde bir süre görevine devam etmekle birlikte sonrasında terfiler alarak 1918'de Fransız Kuzey(Champagne) Orduları komutanlığına dek yükselmiştir. Bu durumda 4.-5.-6. fransız orduları onun kumandasında idi. Alman bahar hücumları akabininde Aisne taarruzu sonrası alman 1. ve 7. ordusunun kendi ordular grubunu geriye atması üzerine görevinden azledilmiştir. Zira ofansif doktrin yanlısı olan d'esperey, defansif önlemlere yeterince önem vermeyerek Alman kükremesinin aisne'de de başarılı olmasında pay sahibi olmuştur. Yunan, Fransız, İngiliz, Sırp birliklerinden oluşan karma Selanik merkezli Müttefik Balkan Orduları'nın başına getirilmiştir. Bu noktada tükenmekte olan Bulgar savaş eforuna, cephane ve iaşe üstünüğünün de payıyla Vardar Taarruzu ile son darbeyi vurmuştur. bulgaristan ateşkes talebinde bulunurken, akabinde bu ordu Makedonya içlerinden Sırbistan'a doğru yardırmıştır.
Balkan orduları kumandanı sıfatıdır onu Istanbul'a getiren. ve Fransız emperyal kibiriyle, bir kısım Osmanlı Levanten ve Rumlarının tahrikiyle Osmanlı/Türk bayrağını istanbul sokaklarında beyaz atıyla bir fatih edasıyla çiğneten..Bu kibirdir ki, infiale yol açmış, pragmatist İngilizler durumu anca toparlayabilmişlerdir. Neyse velhasıl gel zaman git zaman, tarih nankörlüğünü göstermiş, emperyal Fransa türkiye hakkındaki pozisyonunu değiştirmek durumunda kalmıştır.
Marshal of France, yani Fransa Mareşali unvanına sahiptir. 1856-1942 yılları arası yaşamıştır.
9 Haziran 2009 Salı
Büyük Harp'ten Unutulmaya Yüz Tutmuş Bir Mareşal
Uzun bir aradan sonra. Yeniden tarih yazınına konsantre olabildiğim bir askeri tarih temalı biyografik pasaj. Alanımız elbette ki favorimiz. Büyük Harp! Öznemiz ise Sırp Mareşal Radomir Putnik...

Radomir Putnik, 1847-1917 yılları arasında yaşamış, Sırp Ordusu'nun Birinci Dünya Savaşı esnasındaki başkumandanı.
Sırbistan'ın Avusturya-Macaristan tarafından Alman ve Bulgar yardımı olmaksızın 1915 sonuna dek alt edilemeyişinin nedenlerinden birisi.
Sırplar'ın büyük mareşali 93 harbi esnasında osmanlı'ya karşı savaşmış, kariyerinin ilerleyen safhalarında her iki balkan savaşı'nda * da sırp ordusunu askeri anlamda başarı ile kumanda etmiştir.
Oskar Potiorek(Tarih sahnesinde bir başka yazının öznesidir) kumandasında gelen Avusturya-Macaristan ordularının taarruzlarını, sayısal dezavantaja rağmen(220.000 askere karşı 170.000 asker), savunma tarafında olmanın verdiği artıların da yardımıyla, 1915 Aralık ayına kadar birden fazla kere durdurmuş, sağlanan erken ilerlemeyi geriye itmiştir.

Statüko 1915 sonunda, Almanya'nın, "eeeh yettiniz bee" diyerek mide bulandıran küçük sinek haline gelmiş olan sırbistan'ı temizlemeye karar verip August von Mackensen komutasında takviye kuvvet göndermesi ve de Bulgaristan'ın belin arkasından sırbistan'ın omurlarına bıçağı sokuvermesi sonucu iki ateş arasında Sırplar'ın mağlubiyetiyle sonuçlanırken, yenilmiş olan Sırp ordusu tam mevcut Arnavutluk yönüne doğru ilerlemeye çıkmış, kışın ortasında sayısı on binlerle ölçülen sayıda ölümle sonuçlanan dağların arasından gerçekleştirilen bu uzun yürüyüşte Putnik de ordusuyla beraber kalmıştır ve çeşitli zatürre vb. hastalıklar geçirerek, bir sene kadar sonra, zaten önceden bozuk olan sağlık durumu ölümüne yol açmıştır.
Bu esnada eklemek gerekir ki, Sırp Ordusu bu süre içinde Korfu Adası'nda yeniden örgütlenecek ve Yunanistan'ın harbe katılmasıyla Selanik cephesinde görev alacaktır.
Mareşal'in büyük savaş başladığı esnada Avusturya-Macaristan toprakları dahilinde termal fizik tedavisi görüyor olması ve savaş başladıktan sonra Sırbistan'a serbestçe dönebilmesi de enteresan bir detaydır. düşünün ki 1 numaralı düşmanınızın en yetenekli,kıdemli ve rütbeli kumandanı topraklarınızda ve siz onun ülkesine elini kolunu sallaya sallaya dönüp size karşı harp idaresini eline almasına ses etmiyorsunuz. Belki de o dönem ne sebepten çıkmış olursa olsun harbin de bir edebi adabı varmış, eh?

Radomir Putnik, 1847-1917 yılları arasında yaşamış, Sırp Ordusu'nun Birinci Dünya Savaşı esnasındaki başkumandanı.
Sırbistan'ın Avusturya-Macaristan tarafından Alman ve Bulgar yardımı olmaksızın 1915 sonuna dek alt edilemeyişinin nedenlerinden birisi.
Sırplar'ın büyük mareşali 93 harbi esnasında osmanlı'ya karşı savaşmış, kariyerinin ilerleyen safhalarında her iki balkan savaşı'nda * da sırp ordusunu askeri anlamda başarı ile kumanda etmiştir.
Oskar Potiorek(Tarih sahnesinde bir başka yazının öznesidir) kumandasında gelen Avusturya-Macaristan ordularının taarruzlarını, sayısal dezavantaja rağmen(220.000 askere karşı 170.000 asker), savunma tarafında olmanın verdiği artıların da yardımıyla, 1915 Aralık ayına kadar birden fazla kere durdurmuş, sağlanan erken ilerlemeyi geriye itmiştir.

Statüko 1915 sonunda, Almanya'nın, "eeeh yettiniz bee" diyerek mide bulandıran küçük sinek haline gelmiş olan sırbistan'ı temizlemeye karar verip August von Mackensen komutasında takviye kuvvet göndermesi ve de Bulgaristan'ın belin arkasından sırbistan'ın omurlarına bıçağı sokuvermesi sonucu iki ateş arasında Sırplar'ın mağlubiyetiyle sonuçlanırken, yenilmiş olan Sırp ordusu tam mevcut Arnavutluk yönüne doğru ilerlemeye çıkmış, kışın ortasında sayısı on binlerle ölçülen sayıda ölümle sonuçlanan dağların arasından gerçekleştirilen bu uzun yürüyüşte Putnik de ordusuyla beraber kalmıştır ve çeşitli zatürre vb. hastalıklar geçirerek, bir sene kadar sonra, zaten önceden bozuk olan sağlık durumu ölümüne yol açmıştır.
Bu esnada eklemek gerekir ki, Sırp Ordusu bu süre içinde Korfu Adası'nda yeniden örgütlenecek ve Yunanistan'ın harbe katılmasıyla Selanik cephesinde görev alacaktır.
Mareşal'in büyük savaş başladığı esnada Avusturya-Macaristan toprakları dahilinde termal fizik tedavisi görüyor olması ve savaş başladıktan sonra Sırbistan'a serbestçe dönebilmesi de enteresan bir detaydır. düşünün ki 1 numaralı düşmanınızın en yetenekli,kıdemli ve rütbeli kumandanı topraklarınızda ve siz onun ülkesine elini kolunu sallaya sallaya dönüp size karşı harp idaresini eline almasına ses etmiyorsunuz. Belki de o dönem ne sebepten çıkmış olursa olsun harbin de bir edebi adabı varmış, eh?
5 Temmuz 2008 Cumartesi
Oskar Von Hutier

Tarih her zaman herkesi kolay kolay yazmaz. Kimi zaman da, ya yazdığını abartır, yahut da yazdığına hakettiği değeri vermez. General Oskar Von Hutier (1857-1934) de tarihin yeterince yazmadığı büyük askeri dehalardan birisi.
Hatta kendisini 20. yüzyılın en iyi kumandanlarından, en büyük askeri dehalarından biri olarak nitelesek, yanlış yapmış sayılmayız.
1. Dünya Savaşı esnasında Alman Orduları'nda bir komutandı Hutier. Ve, tarihin cilvesidir ki, daha evvel bölük komutanlığı yapan ve başarılı olan böylesi bir adamın, kendisine Doğu Cephesi'nde 10. Ordu kumandası verilerek tarih sahnesine çıkması, savaşın başlangıcının 3 yıl sonrasını, 1917 yılını bulmuştur.
Yüksek askeri dehasının ve sistemli çalışmasının sonucu geliştirdiği askeri taktikler, "Infiltrasyon Taktikleri", "Büyük Savaş"'ın en başarılı sonuçlarından birkaçını vermiştir. Doğu Cephesi'nde, kumanda almadan önce de zaten kısmen uygulamakta olduğu bu taktikleri, kumandayı alınca, uzun süredir kırılamayan Riga Kuşatmasını sonlandırarak, "Riga Fatihi" unvanını almış ve bunun yanısıra, yine askeri harp tarihinde ilklerden birini gerçekleştirerek, Baltık'taki Rus adalarına amfibik saldırıda bulunarak bu adaları da ele geçirmiştir askerleriyle.
Akabinde İtalya Cephesi'ne yönlendirerek, Merkezi Güçler'in İtalyan kuvvetlerini parça pincik ettiği ve sadece esir sayısının 300.000 olduğu Caporetto Taarruzunu, veya İtalya açısından, bozgununu yönetmiştir. Sonra Fransa Cephesi'nde, kuzeni Ludendorff'un Bahar Taarruzları'nda, diğer taarruzlardaki gibi yine kendi master alanı olan infiltrasyon taktikleriyle, Almanya son kurşunlarını atarken, Fransız hatlarını delen, ve burada gedik açan tek komutan olmuştur. Bugün hala konuyla ilgili tarihçiler ve askerler arasında, Hutier'in açtığı gedikten Alman Orduları'nın içeri girerek Müttefik Orduları'nı sarma ihtimali halinde neler olmuş olabileceği konuşulagelir.
Bu "İnfiltrasyon" Taktiği ne midir?
Hutier'in savaş tecrübeleri, diğer ordular üzerine incelemeleri, ve bunları bir imbikten geçirmesi sonucu oluşturulmuş bu taktikler, aşama aşama zafer için tasarlanmıştır; savaş alanlarında ve askeri doktrinlerde, Ateş gücü ve Şok/Sürpriz unsuru ekollerinin erken dönem en önemli uygulamasıdır. Yani, o döneme kadar asker sayısı ve planlı ilerleme üzerine kurulu askeri doktrinler yerine, Hutier, kendi taktiklerini kısa dönemde şok ve sürpriz yaratarak, yüksek ateş gücü kullanımıyla düşman hatlarının delinmesini öngörmüştür, ve harpte bir milat yaratmıştır. Basit bir anlatımla, Şok gaz saldırısıyla destekli kısa ancak yoğun bir topçu bombardımanı ile başlayan saldırı, makinalı tüfekler, havanlar, el bombaları gibi hasar gücü yüksek silahlarla donatılmış "Yıldırım Orduları"(Sturmtruppen) askerlerinin, zaten bombardımana ve gaza maruz kalarak zayiat vermiş ve karışıklığa düşmüş düşmanın üzerine, düşmanın önceden tespit edilmiş zayıf noktalarından saldırarak, darbeyi maksimuma çıkarırlar, ve geriden gelen piyade birlikleri, önden yaratılan karmaşa ve zayiattan faydalanarak, ilerleme katederler.
Tarih sayfalarının yeterince anmadığı bir diğer kumandan da Paul von Lettow-Vorbeck'tir. Afrika'nın Yenilmez Gerillası Lettow-Vorbeck de bambaşka bir yazının konusudur.
1 Temmuz 2008 Salı
Uçak Gemileri
Denizlerin fatihi muazzam yaratıklar, Uçak Gemileri...Bize ve askeriye/donanmamıza ancak Boğazlar'dan geçen eski bir Varyag(Çin tarafından satın alınarak götürülen ve kumarhaneye çevrilen eski Sovyet dönemi bir Ukrayna uçak gemisi) kadar yakın olabildiler. Ancak hava kuvvetleri maksimum öneme ve kapasiteye sahip olduğundan beri, yani bu da İkinci Dünya Savaşı yıllarına tekabül ediyor, denizlerin Şehinşah'ı kesinlikle bunlardır. Ne savaş gemileri, ne filolar, ne üç beş fırkateyn, kruvazör, destroyer bir arada bunlara karşı durabilir.Japon Donanması'nın Alman sömürgesi Tsingtao'yu bombardımanı ve HMS Ark Royal ile başladı Birinci Dünya Harbi esnasında herşey. Ancak uçak teknolojisi henüz emekleme aşamasında olduğu için, bu dönemde kullanımı kısıtlı oldu.
Havada vızıldayanların sayısının, hızının, gücünün, dayanıklılığının ve bombardıman kapasitesinin artmasıyla beraber, uçak gemileri de denizlerin üzerindeki hanedanlarını kurmaya başladılar.
Sabit düşünceli donanmacılar ve deniz kurmayları, halen belli kalıplara takılı haldeydiler. Savaş gemileri, kruvazör ve destroyerlerle, yüksek ateş gücü ve manevra kabiliyeti ile denizlerde hakimiyetin elde edilebileceğini düşünürken, diğer yandan başka bir ekol de sinsi denizaltı savaşı konusunda uzmandı. Kimse tam olarak görebilmiş değildi uçak gemilerinin nelere kadir olduğunu. Kimse anlayabilmiş değildi torpido ve donanma bombardıman uçaklarının yaratabileceği tehlikelerin. Yine donanmalar uçak gemisi yapımını sürdürmüş ve bu konuda mesafe kat etmiş, bu gemileri kullanmış ise de, tam olarak haşmetlerinin idrakı zaman alacaktı.
Ta ki İkinci Dünya Savaşı'nın iki ayrı donanmasınca yapılan birkaç taarruzun devasa ve yıkıcı sonuçları görülene dek sürecekti bu idrak süreci...
Evvela, Britanya Akdeniz Filosu'nun uçak gemisi HMS Illustrious'un, ufak destek kuvveti dışında neredeyse tek başına, İtalyan donanmasının mevzilendiği Taranto'ya verdiği baskın çekti dikkatleri. HMS Illustrious'tan kalkan uçaklar, İtalyan donanmasının Caio Duilio da dahil onbinlerce tonluk en büyük gemilerini parça pincik ederken, Akdeniz için önemli bir güç olan İtalyan donanması tek taarruzda daha savaşın ilk yıllarında önemli ölçüde gücünü yitiriyordu.
Fakat sonra avlanan İngilizler oldu. Limanlarından çıktıktan bir süre sonra Japon uçak gemilerinden kalkan torpido bombardıman uçaklarının hücumuna hedef olan iki büyük İngiliz gemisi(Biri savaş gemişi, biri kruvazör), HMS Prince of Wales ve HMS Repulse, Japon Zeroları'nca birkaç on dakika içinde sulara gömüldü.
Bir yandan da muazzam Pearl Harbor saldırısının, Amerika'nın Pasifik donanmasına gizli gizli uçak gemileriyle yaklaşarak büyük ölçüde hasar verip, Japonlar'ın Pasifik'te yayılmasının sebebi de uçak gemileriydi.
İkinci Büyük Harp, ama en büyük harp, Amerikan, İngiliz, Japon uçak gemilerinin gövde gösterilerine sahip oldu ve sonraki safhalarda özellikle Japonlar, uçak gemilerini kaybetmelerinin cezasını Pasifik kontrolünü derece derece kaybetmekle ödediler.
Harpten sonra da bu gemiler, etkisini sürdürdü ve sayıları artırıldı. Falkland Savaşı, 1. ve 2. Körfez Savaşları gibi pek çok misyonda görev aldılar denizlerin kraliçeleri.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



