Güneşin Zaptı Yakın

Transandantal Dervişler Ocağı'na hoşgeldiniz!
Ekmeğinizi, suyunuzu alın.!
Ve dönmeye başlayın...

Ocağın Temel Kelamı

"Hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde kopartılan patırtıdır; evren ise sara hastalığına tutulmuş geometri..." Cioran

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Mufassal Kıssa, Garip Efsane


"Mufassal kıssa başlarsın, garip efsane söylersin"
Baki

Dipnot: Bilenler başka bir yerden de bunu hatırlayacaktır..

Zubrowka - Bir Özlem!


Dünya üzerinde içmiş bulunduğum en iyisi, ve de iddialı bir şekilde dünya üzerinde ortalama bir vatandaşın mali ve lojistik açıdan ulaşabileceği içilip içilecek en iyi votka olduğu iddiasındayım Polonya işi Zubrowka'nın. Varşova'da bir gece ortalama bir barda tek bir shotla ve polonyalı ayyaş bir eski dostumun(hey gidi Pyotrik demek isterim şu an!) ısrarlarıyla başlayan bu müptelalığım şişeleri devirdi, bugünlere kadar geldi. şimdi bu votkanın hususiyetlerini sıralamaya geldi:

1) Sek içilebilite

Eğer kişi Rus ırkına mensup değilse, ve de ısınma yahut çabuk sarhoş olma derdi yoksa, votka dediğin sek olarak nedir, acı, alkol oranını hissettiren, içi seni dışı beni yakan, sek içilebilecek olsa da başka birşeyle karıştırdığında verdiği tadı ve lezzeti vermeyecek bir içkidir.

Her ne kadar Leh halkı bu jubruvka(okunuşu bu şekildir) denen şeyi genellikle elma suyu ile karıştırıp içiyorlarsa da makbulu sektir, boğazdan kayar gider. Ne acı bir tat, ne alkol içiyor olma hissi. Öylesi otsu öylesi yumuşak bir lezzet,yarım litre içsen kafası gelene dek bana mısın demezsin.

2) Ot

"Zubr" denilen bizon otu lezzetinin dört bir köşesine sinmiş, ona hafif yeşile kayan berrak sıvı kimliğini ve lezzetini kazandırmış, özgünleştirmiş ve katlamıştır. Zira içinde de bu ottan bir tane bulunur.

3) Dekor

Şişesi güzeldir, bir de kılıf niyetine yeşil ve tepesi kürklü bir şeyle satarlar, sağa sola dekor olarak kullanılır sonra bu kılıf.

İsmet inönü de severmiş bunu.Bialystok yöresinin mucizesi bu içeceği ısrarla polonya tarafında yaşayan eş dosttan isteyiniz(her nedense Polonya dışında rast gelmek zordur), bol miktarda piyasada bulunan sahtelerinden kaçınınız.

17 Temmuz 2010 Cumartesi

İnce Bir Çizgi / A Thin Line



"Cruel Intentions" enteresan bir filmdi.../ "Cruel Intentions" was an interesting movie...


"Kathryn: My advice is to sleep with as many people as possible.
Cecile: But that would make me a slut, wouldn't it?
Kathryn: Cecile, everybody does it; it's just that nobody talks about it.
Cecile: So, it's like a secret society?
Kathryn: That's one way of looking at it."

"Kathryn: Benim tavsiyem olabildiğince çok kişiyle yatmandır.
Cecile: Ama bu beni bir kevaşe yapar, öyle değil mi?
Kathryn: Cecile, herkes bunu yapar; sadece hakkında konuşmaz.
Cecile: Yani bu bir nevi gizli bir örgüt gibi mi?
Kathryn: Bu da bir bakış açısı."

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Cioranist Manifesto


"İçgüdüsel olarak putlara taptığımızdan, düşlerimizin ve çıkarlarımızın nesnelerini kayıtsız şartsız şeyler haline getiririz"

"Olay haline gelme isteği, her birinin üzerine zihinsel bir karışıklık, ya da kişinin kendi istediği gibi bir lanet gibi etki eder"

"Bütün duygular mutlaklarını salgı bezlerinin sefilliğinden alırlar"


"Bizi çevreleyen şeylere, onlara isim verdiğimiz-ve ötelerine geçtiğimiz- ölçüde tahammül ederiz"

"Hiçkimse `havai`liğe hemen ulaşamaz. O bir ayrıcalık ve sanattır: her tür kesinliğin imkansız olduğunun farkına varan ve kesinliklerden tiksinen kimselerdeki yüzeysellik arayışıdır"

"Hayat ölümden fazla ürküntü verir:Büyük Meçhul odur"

"Atadan kalma ödlekliğimizin bize önerdiği çözümler, entellektüel edebinden yan çizmenin en beter yollarıdır. Yanılmak, kandırılmış olarak yaşamak ve ölmek;insanların yaptığı budur"

"Her geceden sonra, kendimizi yeni bir günün karşısında bulduğumuzda, o günü doldurma gerekliliğinin gerçekleştirilemez oluşu içimizi ürküntüyle doldurur"

"Anlar birbirini izler: Bir kapsamları olduğu yanılsamasına, ya da bir anlamları olduğu hayaline kapılmak için hiçbir sebep yoktur; cereyan eerler;seyirleri bizim seyrimiz değildir."

"Hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde kopartılan patırtıdır; evren ise, sara hastalığına tutulmuş bir geometri..."

"Her varlık başka bir varlığın can çekişmesiyle beslenir"

"Kelimeler merhametlidirler: Narin gerçeklikleri bizi kandırır ve teselli eder"

"Düşkünlüğün kibiri olan isyan, soyluluğunu ancak yararsızlığından alır"

"Toplumun düzenini reddetmek de kabul etmek de aynı şekilde abestir."

"İnsanların var olmak ve harekete geçmek için sarıldıkları nedenleri, kendimde ortadan kaldırmak istedim. Sözle anlatılamayacak kadar normal bir hale gelmek istedim,-şimdi de sersemlemiş bir halde, budalalarla aynı düzeyde ve onlar kadar boşum."

"Ancak hakikate karşı hareket edilebilir. İnsan bütün bildiklerine rağmen, bütün bildiklerine karşı her gün yeniden başlar"

"Ebediyetle ilgili olan herşey, kaçınılmaz olarak harcıalem bir hal alır.

"Varoluşun içinden açıklamalarla sıyrılınamaz, buna ancak maruz kalınabilir"

"Başlangıçta, ışığa doğru ilerlediğimizi sanırız; sonra o hedefsiz yürüyüşten yorulur ve kendimizi yere bırakırız."

"Herşeyin beyhudeliği fikrinde ne ilerleme vardır, ne de bir sonuca varma"

"Hiçbir makul varlık tapınma nesnesi olmamıştır; bir isim bırakmamış, tek bir olaya bile damgasını vurmamıştır"

"Evren her bireyle başlar ve biter"

"Metafizikle bir tek genelev bağdaşabilir"

"Yaşam işaretleri: Zalimlik, fanatizm, hoşgörüsüzlük. Gerileme işaretleri: Canayakınlık, anlayışlılık, bağışlayıcılık"

"İnsanlık sadece kendini telef edenlere tapmıştır"

"Ürküntü devirleri sükunet devirlerini bastırır; insan olay bolluğundan ziyade olay yokluğundan rahatsız olur; tarih de onun can sıkıntısını reddetmesinin kanlı ürünüdür."

20 Mayıs 2010 Perşembe

Zenginleşme?

"In poor nations, the common people are comfortable; in rich nations, they are generally poor"

"Fakir uluslarda, genel olarak insanlar (madden) rahattır; zengin uluslarda, genelde fakirlerdir"


"Ideoloji" kavramını ilk kez ortaya atan Fransız aydınlanmacı teorisyen, "Das Kapital"'de "soğukkanlı burjuva doktrineri" olarak nitelenen Destutt de Tracy söylemiş, yanlış da dememiş. "Maddi Zenginleşme"nin toplumsal bazda tam olarak ne anlamlara geldiğini ve gelebileceğini, kapsamını ve süreçlerini sorgulamak isteyenler için iyi bir başlangıç noktası.

Thesis 11


Berlin Humboldt Universitesi'nin girişine altın harflerle kazınmış Marx'ın motive edici 11. tezi

Thesis 11...

"Die Philosophen haben die Welt nur verschieden interpretiert; es kommt aber darauf an, sie zu veraendern."

"The philosophers have only interpreted the world, in various ways. The point, however, is to change it."

"Filozoflar dünyayı farklı şekillerde yorumlamışlardır; fakat esas olan, onu değiştirmektir."

29 Nisan 2010 Perşembe

Kanama # 1 : Planlama - 1



Kanama...Bitmeyen Problemler(imiz) hakkında yeni bir seri.

Şu anki "plan" doğrultusunda

No : 1 --- Planlama

ile başlayacak,

No : 2 --- Denetim

ile sürdüreceğiz...




Planlama - 1

Türkiye'nin, ve bunun yanında toplumsal,ruhani,fiziksel,siyasal ve mental olarak bir takım şeyleri tam olarak oturtamamış bireylerin, ve dolayısıyla toplum, halk/millet ve devletlerin aksadığı en önemli noktalardan birisi, hatta belki de en önemlisi planlamadır.

Bitmeyen bir kanama, yok olmak bilmeyen bir atalet, ortaya çıkarılan ve meydana getirilenlerde verimsizlik ve temel eksiklikler, hatalar, kimi zaman kötü niyetli unsurlar, sonsuz görünen bir karmaşa sözkonusudur bu yığınlarda.

Bu aşamada planlamayı bir kaç bölüme ayırmak gerekmekte. En önemli kara delik, kamu hizmetlerini sağlayan kurum olduğu için devlette ise de, ya da devlet organizasyonunun büyüklüğü ve içindekilerin bize yansıma/akis ölçüsü nedeniyle bizi daha çok ilgilendirse de, planlama alanındaki kıtlık özel sektörler içinde de mevcuttur. Örneğin Türk özel sektörünün, büyüğünden küçüğüne her tür şirket veya ticari işletmenin kurumsallaşmayı ve markalaşmayı doğru dürüst becerememesinin altında da bir ölçüde bu sıkıntı yatmaktadır. Hatta bu sıkıntıyı sadece örgütsel, organizasyonel boyuta indirgemek yetersiz kalacaktır. Bunun toplumdan bireye değil, birey bazında yaygınlık nedeniyle topluma yayıldığının bilincinde olunması gereği de kritik bir noktadır. Bireysel / ailevi / topluluksal ölçüde benzer sıkıntılar yukarıda söylediğimiz insan gruplarının direkt olarak hayatlarının içinde.

Planlamanın başarılamamasının altındaki yatan faktörler ve planlama alanları ayrı ayrı irdelenmelidir. Zannımca şu şekilde bir ayrıma gidilebilir.

1- Alan Planlaması : Şehirler, kasabalar, köyler... Bununla da sınırlı değil, ormanlar, milli parklar, anıtlar, ören yerleri ve turistik bölgeler, dağlar, ve hatta odalar, metrekareler, veyahut da panolar, duvar parçaları... Alan olarak tezahür edebilecek her türlü hacimsel birimin maksimum fayda ile alana zarar vermeksizin ve alanı ihya edebilecek şekilde, fazlalık ve lüzumsuzluktan kaçınarak, objektif olarak duyuları rahatsız etmeyecek ve hoşa gidecek biçimlerde kullanımı...

2- Mali Planlama: Maliyet dökümleri. Girdi-çıktı hesapları. Detaylı bir hesaplama ve etkin bir varsayım ile meydana getirilmek istenen şeyin risk ve insan faktörleri de göz önünde tutularak minimal-ortalama-maksimal skalada emek, çaba ve parasal anlamda tutarı ve bunun mantığının bireylerde de oturtulabilmesi. Ne ceplerde akrep beslemek, ne de bol miktarda yağı oraya buraya sürmek. Ortaya çıkarılacak olanın verimi, getirileri ve götürüleri, detayların en ince parçasına kadar düşünülerek gözden kaçırılmaması.



3- Kurumsal Planlama: İcra edilmek istenenin en doğru ve düzgün bir şekilde başarılması için geliştirilecek ve kurulacak olan sistematik. Gerek yetkisel ve operasyonel gerekse insani sınırların ve gerçekten uygulanacak olan, havada kalmayacak temel prensiplerin efektif bir şekilde belirlenmesi ve nihai olarak herkesin işini meyve veren bir birlikte çalışma ile,doğru,dürüst ve layıkıyla yapması için gereken düzenlemelerin ve yapıların oluşturulması. Bununla birlikte pratikte işe yarayacak olanın en dikkatli biçimde ortaya çıkarılması, katı standardizasyonlarla veya var olan modellerle yetinilmeyip, en uygun çözümlere, kalıplara takılmaksızın, fakat yüksekten de uçmaksızın ulaşılabilmesi.

4- Meydana Getirilecek Olanın Planlaması: Ortaya çıkarılmak, icra edilmek, meydana getirilmek istenen maddi veya manevi değerin amaçladığı etki, varlığının doğru yerde olması, genel olarak getirilerinin, götürülerini aşması; götürülerinin geri döndürülemeyecek zararlara yol açacak derecede büyük ölçekte olmaması, getirilerininse rasyonel bir bakış açısıyla tamamen farazi ve varsayımsal getiriler değil, somut anlamda getiri niteliği taşıması. Meydana getirilecek olanın faydalı olması dışında mevcut imkanlar dahilinde olanca bir fonksiyonellik, pratiklik, estetik taşıyabilmesi, faydalarının saman alevi niteliğinde kalmasındansa uzun vadeye yayılabilmesi. Nitelik gereği önceki durumdan bir fark yaratabiliyor olması.


Bütün bunların teferruatlı analizine, sebep ve sonuçlarına girecek olduğumuzda ise bambaşka noktalar ortaya çıkıyor. Onlara da ikinci yazımızda değineceğiz.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Aşağı Türleşme Devri?


"Yaptıklarıma pişman mıyım? Sanmıyorum. Şunu çok iyi biliyorum ki, bağlandığım davanın işlemediği kanıtlandı. Belki de onu seçmemeliydim. Fakat öte yandan, eğer insanların daha iyi bir dünyaya ilişkin herhangi bir idealleri yoksa, bu bir şeyleri yitirmiş oldukları anlamına gelir. Eğer erkekler ve kadınlar için tek ideal maddi değerler elde etmek suretiyle kişisel mutluluk peşinde koşmaksa, insanoğlu bu durumda bir aşağı tür olmanın ötesine geçemez."

Eric Hobsbawm

Not: Ekşisözlük'ten loser name'e teşekkürlerimle

22 Nisan 2010 Perşembe

Kim Ölür?


Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı,
Görmek istemekten kaçınanlar,
Yavaş yavaş ölürler.

Pablo Neruda

13 Kasım 2009 Cuma

Zeka Skalası

"Küçük zekalar insanları,
Ortalama zekalar olayları,
Büyük zekalar fikirleri tartışırlar..."

Eleanor Roosevelt

Roosevelt familyasından bu hanım nine hakkında ise daha sonra ayrıntılı yazacağım.Enteresan bir kişilik.

10 Kasım 2009 Salı

Özlediğimiz Ağlama Duvarımıza



"Now that he is safely dead
Let us praise him
Build monuments to his glory
Sing hosannas to his name.
Dead men make
Such convenient heroes: they
Cannot rise
To challenge the images
We would fashion from their lives.
And besides,
It is easier to build monuments
Than to make a better world."

/

"Madem ki öldü salimen
Bırakın yüceltelim onu
Anıtlar inşa edelim görkemine
Adına rahmet okuyalım
Ölmüş adamlardan çıkar
Böyle münasip kahramanlar: onlar
Dirilemezler
Karşı çıkmak için
Yaşamlarından biçimlendireceğimiz imgelere
Hem, üstelik
Daha kolaydır anıtlar yapmak
Daha iyi bir dünya yaratmaktan"

Carl Wendell Hines

not: Ekşisözlük'ten marikaki'ye teşekkürlerle

2 Kasım 2009 Pazartesi

Kaçırma / Miss it not


Söylenecek çok fazla bir şey yok aslında. Dopdolu ve derinlikli diyaloglar, başarılı senaryo ve akıcı, sürükleyici örgüsü, sürekli değişen açılarda, kimi zaman şaşırtan muhteşem çekimler, titiz seçilmiş ve dizilmiş sahneler, muhteşem oyunculuklar, emperyal dönem kentlerinin arşidükü Viyana'nın dört bir yanından en güzel mekanlar, sahnelerdeki modu aynen yansıtan harika müzikler. Bu film ve ardılı Before Sunset 150 kez izlenmeli. Hele bir de Issız Adam ve muadilleri gibi önümüze sunulan kuru saçmalıklardan sonra... Aşağıdaki diyalog, Amerikalı bıçkın karizmatik delikanlımız Jesse(Ethan Hawke)'nin, maceracı çok bilmiş Fransız kızı Celine(Julie Delpy)'i tren istasyonunda gitmekten vazgeçirme, başka bir dille, elinden kayıp gitmesini engelleme sahnesi...Filmin en güzel noktası.Bence...

Jesse: Alright, I have an admittedly insane idea, but if I don't ask you this it's just, uh, you know, it's gonna haunt me the rest of my life

Celine: What?

Jesse: Um... I want to keep talking to you, y'know. I have no idea what your situation is, but, uh, but I feel like we have some kind of, uh, connection. Right?

Celine: Yeah, me too.

Jesse: Yeah, right, well, great. So listen, so here's the deal. This is what we should do. You should get off the train with me here in Vienna, and come check out the capital.

Celine: What?

Jesse: Come on. It'll be fun. Come on.

Celine: What would we do?

Jesse: Umm, I don't know. All I know is I have to catch an Austrian Airlines flight tomorrow morning at 9:30 and I don't really have enough money for a hotel, so I was just going to walk around, and it would be a lot more fun if you came with me. And if I turn out to be some kind of psycho, you know, you just get on the next train.

Jesse: Alright, alright. Think of it like this: jump ahead, ten, twenty years, okay, and you're married. Only your marriage doesn't have that same energy that it used to have, y'know. You start to blame your husband. You start to think about all those guys you've met in your life and what might have happened if you'd picked up with one of them, right? Well, I'm one of those guys. That's me y'know, so think of this as time travel, from then, to now, to find out what you're missing out on. See, what this really could be is a gigantic favor to both you and your future husband to find out that you're not missing out on anything. I'm just as big a loser as he is, totally unmotivated, totally boring, and, uh, you made the right choice, and you're really happy.

Celine: Let me get my bag.

Mut

" İnsan başta hiç mutlu degildir, ama bütün hayatını kendisini mutlu edecegini sandığı bir şeyin peşinde çabalayarak geçirir; nadiren amacına ulaşır, ulaştığında da yalnızca düş kırıklığıyla karşılaşır. Sonunda bir enkaz gibidir ve limana direkleri ve donanimlari yok olmuş bir şekilde gelir. Ondan sonra da mutluluk ya da mutsuzluk aynıdır. Çünkü hayatı içinde bulunduğu her dakika, yok olan andan fazlası değildir ve şimdi de sona ermektedir."

Arthur Schopenhauer
Fi Tarihi
Mut / Mersin

31 Ekim 2009 Cumartesi

C.




"Küçük kumarlarınız vardır. On kuruşluk tombalalar. Şimdi kim bilir kaç kere evde, kim bilir kaç kadının 'Aman ayol, bu ne kötü şans böyle,' sözüne kim bilir kaç erkek 'Üzülmeyin, kumarda kaybeden aşkta kazanır,' diyordur. Kim bilir kaç erkek de acele edip bu sözü ondan önce söyleyemediler diye onu kıskanıyordur.Biliyorum sizi.Küçük sürtünmelerle yetinirsiniz.Büyüklerinden korkarsınız.Akşamları elinizde paketlerle dönersiniz.Sizi bekleyenler vardır.Rahatsınız.Hem ne kolay rahatlıyorsunuz.İçinizde boşluklar yok.

Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim böyle düşünen? Bir ben miyim yalnız ? "

4 Ağustos 2009 Salı

Grup Vitamin - Istanbul'da




Bizi uzun yıllar güldüren gayri-ciddi adamların, bu ülkede yaptıkları şeyi,her nasıl adlandırmak gerekiyorsa, sadece kendilerinin yapmış olduğu özel adamların, son derece ciddi ilk, tek ve son şarkıları...

Grubun baş aktörü Gökhan Semiz'in ardından tekrar çıkarılmış ve bu nispette daha da bir anlamlı.

Ve.

Çok yazık.!

Hangi şarkı mı?

Tık atın

Bu şarkıyı tek celsede geçmek gerekirdi.

Grup Vitamin'e ayrıca değineceğim. Uzun uzun. Damgalarını vurdular yediden yetmişe belleklere, her ne kadar gitmiş olsalar da.

Dipnot: Bu yazıda yakaladığım bayık Yılmaz Özdil üslubu için özürler ola...

17 Temmuz 2009 Cuma

Acıya Dair



Ve bir kadın konuşarak, bize Acı'dan söz et dedi.
Ve o dedi ki:

Acınız idrakınızı saran kabuğun kırılmasıdır.

Nasıl meyvanın çekirdeği kırılmak zorundaysa, canevinin güneşi görmesi için, siz de acıyı tanımak zorundasınız.

Ve eğer yüreklerinizi yaşamlarınızın gündelik mucizeleri karşısında merak ve hayranlıkla dolu tutabilsediniz, acınız da en az sevinciniz kadar harikulade görünürdü.

Ve yüreğinizin mevsimlerini kabullenirdiniz, tıpkı tarlalarınızdan geçen mevsimleri her zaman kabullendiğiniz gibi.

Ve hüznünüzün kışlarını dinginlikle seyrederdiniz.

Halil Cibran

14 Temmuz 2009 Salı

Lizbon'da Bir Huzursuz


Bir şey kalmaz geride, hiç bir şey. Hiçiz biz.
Biraz güneşte, biraz havada geciktiririz
üzerimize çöken solunamaz karanlığı,
Küçük düşürülen, dayatma altındaki yeryüzünü.
Üreyen, ertelenmiş cesetler,
kararlaştırılmış yasalar, görülmüş heykeller,
Bitirilmiş methiyeler...
Her bir şeyin kendi mezarı vardır.
Bizlerin, bildik bir güneşin kan bağışladığı etin akşamı
oluyorsa
onların neden olmasın.
Öyküyüz biz, öyküler anlatan, başka hiç...


Fernando Pessoa

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Ve Çocuğun Uyanışı Böyle Başladı...



Ey gece sen de aldatıldın

Sana da tuzak kurdu yüzü güneş parıltılı kız

Cahit Zarifoğlu

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Adamlar, Adamlar !

"Romen" Diyojen bir gün sokak ortasında, "Adamlar! Adamlar! " diye haykırmaya başladı. Halktan, eşraftan bir kısım insan etrafına toplandı. "Romen" Diyojen, "Ben adamları çağırıyorum!" diyerek sopası ile onları ürküttü.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Elitizm ve Ayrım

Arkadaşım.
Etrafına bak.
Senin üstündeki ve görüntün sana göre daha güzel diye,
Senin paran daha fazla diye,
Senin ailen ve her anlamda senin gibi olduğuna gönülden inandığın, çevren senin o at gözlüklü çerçevende sözde daha üst bir toplumsal ve bireysel statüye sahip diye,
Sen daha iyi bir okulda okuyup da salt bu nedenle kendini daha "eğitimli" zannediyorsun diye,
Senin başkaları üzerinde oluşturduğun menfi etkiler nedeniyle gücünün daha çok olduğunu sanıyor, kendini kudretli ve haşmetli görüyorsun diye,
Sen kendini bir halt zannediyorsun diye,
Sen kendi söylediklerini, konuştuklarını, yaptıklarını daha matah, daha komik, daha önemli zannediyorsun diye,
Sen çakalsın, senin gözün açık diye,
Sen kendince çok birşeyler yaptığını, en doğruyla iştigal ettiğini düşünüyorsun diye,
Senin meşgalenin kendine yine kendi kriterlerine daha fazlasını getiriyor diye,
Sen diğerlerinden çok farklı, özgün ve de özel olduğunu sanıyorsun diye,
Sen çok aktivitede, çok farklı mekanlarda bulundun diye,
Sen kendi kriterlerine göre üstünlük tanıdığın kendin gibilerle aynı çevredesin diye,
Sen dışarıya muhteşem bir imaj veriyorsun ve kendine temelsiz bir biçimde güveniyorsun diye,
Senin ve de çevrenin yaşadığın, bulunduğun, çalıştığın, takıldığın yer madden daha çok değer barındırıyor diye,

Nasıl diğerlerinden üstte oluyor, onları nasıl hor ve hakir görüyor, eziyor, onlarla nasıl maytap geçiyorsun?

Aynaya bak, bir de sokağa çıktığında gördüklerine bak. Seni diğerlerinden ayıran gerçekten nedir?

Sen kimsin? Bütün bunları haklı çıkaracak ne yaptın? Kim olduğunu zannediyorsun? Senin ve benimsediklerinin artıları, kendi kafanda yarattığın bir avuç saçma sapan kriterlere göre çok, ama bunun dışında gerçekten var mıdır ve varsa nedir? Bilincinde ve bilincinin altında bütün bunları oluşturan etmenler nelerdir?

Peki bütün bunlardan sonra sen niye haklısın? Nasıl bunları yapabiliyor ve kendinde ciğer, kalp ve beyin olduğu iddiasında bulunabiliyorsun?

Seni aşağılık elitist seni...

7 Temmuz 2009 Salı

Gecenin Menüsü - 6


1-Yann Tiersen - Summer 78

2- Radiohead - All I Need

3- Ezgi'nin Günlüğü - Oyun

4- Ricardo Villalobos - Chromosul

5- Sufjan Stevens - Chicago

6- Fahir Atakoğlu - Yeşilada(Kıbrıs Belgeseli)

7- Moloko - Familiar Feeling

8- The Cardigans - War

9- Fairground Attraction - Perfect

10- Beck - Everybody's Gotta Learn Sometimes

24 Haziran 2009 Çarşamba

Limanlar



Halatlar limanlarda,

Umutlar limanlarda,

Hayatlar limanlarda...

Ama biz bozkırların insanlarıyız...



Bilmeyiz bundan da gayrısını,


Dipnot: Sonu olmayan cümleler virgülle biter, ki devamı gelebilsin. Bir başka zaman diliminde sesimiz çıkabileceğinde, duyurulacağında.

19 Haziran 2009 Cuma

Yıpra...

Hepiniz önce kendi savaşınızı vereceksiniz...

Resim: Philip Jakob Loutherbourg : İspanyol Armadası'nın Yenilgisi, 1796

17 Haziran 2009 Çarşamba

Gecenin Menüsü - 5



1- Ennio Morricone - The Ecstasy of Gold

2- Tool - Parabola

3- Blink182 - I Miss You

4- Telepopmusik & Angela McCluskey - Don't Look Back

5- The Scorpions & Berlin Philharmonical Orchestra - Send Me An Angel

6- The Kooks - One Last Time

7- Starsailor - Four To The Floor

8- The Radio Dept. - Your Father

9- John Legend - PDA(We Just Don't Care)

10- Coldplay - Lost(Remix feat. Jay-Z)

16 Haziran 2009 Salı

I'm Forever Blowing Bubbles


I'm forever blowing bubbles,


Pretty bubbles in the air,


They fly so high


They reach the sky


And like my dreams,


They fade and die


Fortune's always hiding


I've looked everywhere,


I'm forever blowing bubbles,


Pretty bubbles in the air...


Hayatın içinden mükemmel dizeler gibi. Bir şiir/şarkı sözü gibi. İnsana dair pek çok hissiyata ve noktaya dokunaraktan..






Bir takımın sahip olabileceği en güzel marş da bu olsa gerek. West Ham United'ın marşı. Hayatın ta içinden. Muzafferlerin marşı değil. Orta sıra takımının ve onun sadık fanatiklerinin mağrur ve gururlu marşı.


Sonsuza kadar baloncukları üflemeye devam. Gökyüzünde patlayıp kaybolsalar dahi. Saklanan talihe karşı gelerekten...


P.S.: Kardeşim Cahit'e teşekkürlerimle. Ek olarak, Green Street Hooligans adlı filmi mutlaka izlemek gerekirmiş diyorlar..

9 Haziran 2009 Salı

That Drive for Isolation

I guess it just comes at some point and never wanna leave you alone for a lifetime.

But, as human is a social existence, socially-driven and socially-motivated, or in another point of view, grown to be so out of the effect of the current society's collective unconscious whatsoever, there is still the necessity to console yourself and compensate for the lost socialization process and put something replacing that.

Well. I guess there are supposed to be some ways. There are no definite cures, however supposed to be some ways to enhance the situation. Music is one of them, Interactive World and the Internet, is definitely another one, and more and more people switch to that method each day. Well, in many cases, if you haven't yet found your soul twin or someone like that you might wanna refer with another cheesy/weird name, there is the pressure of P2P, Face-to-Face barrier and question of being locked at the mutual conversations.

But at the same time, it is not just a matter of conversation, too. It is at the same time a matter of behavior and as the age goes further and when you even see the early whites in the mirror, you also get the understanding of this fact: However much you like the people, however deep you are tied to them, you simply cannot stand their behaviors, manners or styles. Maybe they also cannot stand you, too. But every person is responsible with his/her own case, so, leaving apart the fact that empathy is a necessity in any relationship, every person will try to rectify and direct his/her own case.

Well. Je weniger, desto besser? Oder je mehr, desto super?

Büyük Harp'ten Unutulmaya Yüz Tutmuş Bir Mareşal

Uzun bir aradan sonra. Yeniden tarih yazınına konsantre olabildiğim bir askeri tarih temalı biyografik pasaj. Alanımız elbette ki favorimiz. Büyük Harp! Öznemiz ise Sırp Mareşal Radomir Putnik...


Radomir Putnik, 1847-1917 yılları arasında yaşamış, Sırp Ordusu'nun Birinci Dünya Savaşı esnasındaki başkumandanı.
Sırbistan'ın Avusturya-Macaristan tarafından Alman ve Bulgar yardımı olmaksızın 1915 sonuna dek alt edilemeyişinin nedenlerinden birisi.
Sırplar'ın büyük mareşali 93 harbi esnasında osmanlı'ya karşı savaşmış, kariyerinin ilerleyen safhalarında her iki balkan savaşı'nda * da sırp ordusunu askeri anlamda başarı ile kumanda etmiştir.

Oskar Potiorek(Tarih sahnesinde bir başka yazının öznesidir) kumandasında gelen Avusturya-Macaristan ordularının taarruzlarını, sayısal dezavantaja rağmen(220.000 askere karşı 170.000 asker), savunma tarafında olmanın verdiği artıların da yardımıyla, 1915 Aralık ayına kadar birden fazla kere durdurmuş, sağlanan erken ilerlemeyi geriye itmiştir.


Statüko 1915 sonunda, Almanya'nın, "eeeh yettiniz bee" diyerek mide bulandıran küçük sinek haline gelmiş olan sırbistan'ı temizlemeye karar verip August von Mackensen komutasında takviye kuvvet göndermesi ve de Bulgaristan'ın belin arkasından sırbistan'ın omurlarına bıçağı sokuvermesi sonucu iki ateş arasında Sırplar'ın mağlubiyetiyle sonuçlanırken, yenilmiş olan Sırp ordusu tam mevcut Arnavutluk yönüne doğru ilerlemeye çıkmış, kışın ortasında sayısı on binlerle ölçülen sayıda ölümle sonuçlanan dağların arasından gerçekleştirilen bu uzun yürüyüşte Putnik de ordusuyla beraber kalmıştır ve çeşitli zatürre vb. hastalıklar geçirerek, bir sene kadar sonra, zaten önceden bozuk olan sağlık durumu ölümüne yol açmıştır.

Bu esnada eklemek gerekir ki, Sırp Ordusu bu süre içinde Korfu Adası'nda yeniden örgütlenecek ve Yunanistan'ın harbe katılmasıyla Selanik cephesinde görev alacaktır.

Mareşal'in büyük savaş başladığı esnada Avusturya-Macaristan toprakları dahilinde termal fizik tedavisi görüyor olması ve savaş başladıktan sonra Sırbistan'a serbestçe dönebilmesi de enteresan bir detaydır. düşünün ki 1 numaralı düşmanınızın en yetenekli,kıdemli ve rütbeli kumandanı topraklarınızda ve siz onun ülkesine elini kolunu sallaya sallaya dönüp size karşı harp idaresini eline almasına ses etmiyorsunuz. Belki de o dönem ne sebepten çıkmış olursa olsun harbin de bir edebi adabı varmış, eh?

8 Haziran 2009 Pazartesi

Anti-İnşirah?

Üzerine herhangi bir umuda sahip olmadığın şeyi sevemezsin.
İşte bundandı(r) birşeyi sevmemiz, sevmememiz

7 Haziran 2009 Pazar

Perfect Day



It's such a perfect day,
I'm glad I've spent it with you,
Oh such a perfect day,
You just keep me hangin' on...

26 Mayıs 2009 Salı

Türk Televizyonlarının En Bayat Kişilikleri - 2



Evet, onu tanıdınız...

Sevdiniz de ilk başta hani fena gözükmemişti. Ta ki 10 sene kadar aralıksız gece gündüz tekrarlı programları gına getirinceye kadar. Sadece bu hanımefendiden ibaret de değildi. Kocası ve bilimum televizyon tiplemesinden oluşan tayfası kah keyifle gülücüklerle izlendiler, kah da bunaltı gına getirdiler.

İtilmiş-Kakılmış, Sürahi Hanım, Alican, Brezilya dizilerini alaya alan tipleme ve niceleri... Söyle bakalım Alicaaaan....Kak-İt...

Yasemin Yalçın tiplemelerinin klasik kaderi ve sonu vardır. Bu yüzden biraz da baygınlık vermiştir. Her skecin sonu standart bir şekilde sonlanırdı. Mesela, Sürahi Hanım gelini aileyi bıktırır bıktırır en son bir cinlik yapar kendini rağbette tutardı, Kakılmış bir şekilde sürekli dayağı yerdi...

Bir devir Türk televizyonlarında bu kadınla geçti. Şimdi tayfasıyla beraber toptan silindiler.