Güneşin Zaptı Yakın

Transandantal Dervişler Ocağı'na hoşgeldiniz!
Ekmeğinizi, suyunuzu alın.!
Ve dönmeye başlayın...

Ocağın Temel Kelamı

"Hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde kopartılan patırtıdır; evren ise sara hastalığına tutulmuş geometri..." Cioran

13 Kasım 2009 Cuma

Zeka Skalası

"Küçük zekalar insanları,
Ortalama zekalar olayları,
Büyük zekalar fikirleri tartışırlar..."

Eleanor Roosevelt

Roosevelt familyasından bu hanım nine hakkında ise daha sonra ayrıntılı yazacağım.Enteresan bir kişilik.

10 Kasım 2009 Salı

Özlediğimiz Ağlama Duvarımıza



"Now that he is safely dead
Let us praise him
Build monuments to his glory
Sing hosannas to his name.
Dead men make
Such convenient heroes: they
Cannot rise
To challenge the images
We would fashion from their lives.
And besides,
It is easier to build monuments
Than to make a better world."

/

"Madem ki öldü salimen
Bırakın yüceltelim onu
Anıtlar inşa edelim görkemine
Adına rahmet okuyalım
Ölmüş adamlardan çıkar
Böyle münasip kahramanlar: onlar
Dirilemezler
Karşı çıkmak için
Yaşamlarından biçimlendireceğimiz imgelere
Hem, üstelik
Daha kolaydır anıtlar yapmak
Daha iyi bir dünya yaratmaktan"

Carl Wendell Hines

not: Ekşisözlük'ten marikaki'ye teşekkürlerle

9 Kasım 2009 Pazartesi

Başlıksız

Ona bir yerlerden bir şekilde baktığımda; adını duyduğumda değil, belki gördüğümde bile değil, ama resimlerine, benim ona kafamdaki safi hayallerle dolu, onu temiz bir şekilde mükemmelleştirdiğim dünyamda verdiğim yerin ilk ve asli kaynağı olan o resimlere baktığımda, o durdurulamaz sıkıntı beni buna zorladığında, hep "Neden?" diye soracağım ve asla cevap veremeyeceğim. Asla bilemeyeceğim. Asla sorgulayamayacağım. Kayıtsız razı oluşlar da böyle başlar zaten. İsyan edebilmek isteyeceğim, çıldırasıya. Ama elimden hiçbir şey gelmeyecek. O zaten teferruatın çoğunu, hiç anlayamayacak.

Elde olacak yeni olası bir bekleyiş, arayış, elde, hep acıyacak olan bir ufak yara izi gibi, derinliklere atılmış kör bir bıçağin hafiften acıtan ama öldürmeyen kesisi gibi kenarda köşede her dem kalacak olan içten içe, aksettirilemeyen hüzün.

Umut insanın zehiridir. Nokta.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Kaçırma / Miss it not


Söylenecek çok fazla bir şey yok aslında. Dopdolu ve derinlikli diyaloglar, başarılı senaryo ve akıcı, sürükleyici örgüsü, sürekli değişen açılarda, kimi zaman şaşırtan muhteşem çekimler, titiz seçilmiş ve dizilmiş sahneler, muhteşem oyunculuklar, emperyal dönem kentlerinin arşidükü Viyana'nın dört bir yanından en güzel mekanlar, sahnelerdeki modu aynen yansıtan harika müzikler. Bu film ve ardılı Before Sunset 150 kez izlenmeli. Hele bir de Issız Adam ve muadilleri gibi önümüze sunulan kuru saçmalıklardan sonra... Aşağıdaki diyalog, Amerikalı bıçkın karizmatik delikanlımız Jesse(Ethan Hawke)'nin, maceracı çok bilmiş Fransız kızı Celine(Julie Delpy)'i tren istasyonunda gitmekten vazgeçirme, başka bir dille, elinden kayıp gitmesini engelleme sahnesi...Filmin en güzel noktası.Bence...

Jesse: Alright, I have an admittedly insane idea, but if I don't ask you this it's just, uh, you know, it's gonna haunt me the rest of my life

Celine: What?

Jesse: Um... I want to keep talking to you, y'know. I have no idea what your situation is, but, uh, but I feel like we have some kind of, uh, connection. Right?

Celine: Yeah, me too.

Jesse: Yeah, right, well, great. So listen, so here's the deal. This is what we should do. You should get off the train with me here in Vienna, and come check out the capital.

Celine: What?

Jesse: Come on. It'll be fun. Come on.

Celine: What would we do?

Jesse: Umm, I don't know. All I know is I have to catch an Austrian Airlines flight tomorrow morning at 9:30 and I don't really have enough money for a hotel, so I was just going to walk around, and it would be a lot more fun if you came with me. And if I turn out to be some kind of psycho, you know, you just get on the next train.

Jesse: Alright, alright. Think of it like this: jump ahead, ten, twenty years, okay, and you're married. Only your marriage doesn't have that same energy that it used to have, y'know. You start to blame your husband. You start to think about all those guys you've met in your life and what might have happened if you'd picked up with one of them, right? Well, I'm one of those guys. That's me y'know, so think of this as time travel, from then, to now, to find out what you're missing out on. See, what this really could be is a gigantic favor to both you and your future husband to find out that you're not missing out on anything. I'm just as big a loser as he is, totally unmotivated, totally boring, and, uh, you made the right choice, and you're really happy.

Celine: Let me get my bag.

Mut

" İnsan başta hiç mutlu degildir, ama bütün hayatını kendisini mutlu edecegini sandığı bir şeyin peşinde çabalayarak geçirir; nadiren amacına ulaşır, ulaştığında da yalnızca düş kırıklığıyla karşılaşır. Sonunda bir enkaz gibidir ve limana direkleri ve donanimlari yok olmuş bir şekilde gelir. Ondan sonra da mutluluk ya da mutsuzluk aynıdır. Çünkü hayatı içinde bulunduğu her dakika, yok olan andan fazlası değildir ve şimdi de sona ermektedir."

Arthur Schopenhauer
Fi Tarihi
Mut / Mersin

1 Kasım 2009 Pazar

Yaz, bir kenara yaz...

Yazacağım.
Yazamıyorum.
Parça pincik taslaklar, bölük pörçük paragraflar var elimde, hepsi bu.

Kimisi kağıt parçalarında çekmecelerde, kimi not defterlerinin orta sayfalarındaki gizli köşelerinde, kimi bilgisayar masaüstümde, kimisi ufak bir flash disk hafıza belleğinin ücra bir klasörünün içinde. Bir kısmı derli toplu, bir kısmının hiç hayrı yok.

Italo Calvino da öyle yaparmış. Gittiği farklı yerlerden, şehirlerden kendine aksedenleri küçük not defterlerinde tutup kitaplarını o notların kitap formatına formüle edilişi ile yazarmış.

Uzun bir süre yazmamış, günleri, geleni geçeni, duygu ve düşünceleri belgelendirmemiş olmam bir hataydı. Bir senedir bunu bir nebze yapmaya çalışıyorum.

Bir sene içinde. Bir sene içinde bitmiş olacak.Diye umuyorum. Düşündüğüm bir iki kesin isim var, ama adı bende saklı. Belki de sandığım kadar değeri ve gücü yok parça parça benliğimden kopmuş olan ve olmakta olan sözlerimin. Ama içimden bir his öyle olmadığını söylüyor, eğer ben ayıklama ve imbikten geçirme prosedürünü doğru yapabilir ve de örgüyü doğal, uygun ve akıcılık sağlayabilecek bir platform üzerine oturtabilirsem...