Güneşin Zaptı Yakın

Transandantal Dervişler Ocağı'na hoşgeldiniz!
Ekmeğinizi, suyunuzu alın.!
Ve dönmeye başlayın...

Ocağın Temel Kelamı

"Hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde kopartılan patırtıdır; evren ise sara hastalığına tutulmuş geometri..." Cioran

24 Haziran 2009 Çarşamba

Limanlar



Halatlar limanlarda,

Umutlar limanlarda,

Hayatlar limanlarda...

Ama biz bozkırların insanlarıyız...



Bilmeyiz bundan da gayrısını,


Dipnot: Sonu olmayan cümleler virgülle biter, ki devamı gelebilsin. Bir başka zaman diliminde sesimiz çıkabileceğinde, duyurulacağında.

19 Haziran 2009 Cuma

Giderayak

İnsan birşey bırakmak ister
Yitişlerde, terkedip gidişlerde.
Kimseye sitemim yok,
Sadece aklım almadı...

Yıpra...

Hepiniz önce kendi savaşınızı vereceksiniz...

Resim: Philip Jakob Loutherbourg : İspanyol Armadası'nın Yenilgisi, 1796

17 Haziran 2009 Çarşamba

Gecenin Menüsü - 5



1- Ennio Morricone - The Ecstasy of Gold

2- Tool - Parabola

3- Blink182 - I Miss You

4- Telepopmusik & Angela McCluskey - Don't Look Back

5- The Scorpions & Berlin Philharmonical Orchestra - Send Me An Angel

6- The Kooks - One Last Time

7- Starsailor - Four To The Floor

8- The Radio Dept. - Your Father

9- John Legend - PDA(We Just Don't Care)

10- Coldplay - Lost(Remix feat. Jay-Z)

16 Haziran 2009 Salı

I'm Forever Blowing Bubbles


I'm forever blowing bubbles,


Pretty bubbles in the air,


They fly so high


They reach the sky


And like my dreams,


They fade and die


Fortune's always hiding


I've looked everywhere,


I'm forever blowing bubbles,


Pretty bubbles in the air...


Hayatın içinden mükemmel dizeler gibi. Bir şiir/şarkı sözü gibi. İnsana dair pek çok hissiyata ve noktaya dokunaraktan..






Bir takımın sahip olabileceği en güzel marş da bu olsa gerek. West Ham United'ın marşı. Hayatın ta içinden. Muzafferlerin marşı değil. Orta sıra takımının ve onun sadık fanatiklerinin mağrur ve gururlu marşı.


Sonsuza kadar baloncukları üflemeye devam. Gökyüzünde patlayıp kaybolsalar dahi. Saklanan talihe karşı gelerekten...


P.S.: Kardeşim Cahit'e teşekkürlerimle. Ek olarak, Green Street Hooligans adlı filmi mutlaka izlemek gerekirmiş diyorlar..

9 Haziran 2009 Salı

That Drive for Isolation

I guess it just comes at some point and never wanna leave you alone for a lifetime.

But, as human is a social existence, socially-driven and socially-motivated, or in another point of view, grown to be so out of the effect of the current society's collective unconscious whatsoever, there is still the necessity to console yourself and compensate for the lost socialization process and put something replacing that.

Well. I guess there are supposed to be some ways. There are no definite cures, however supposed to be some ways to enhance the situation. Music is one of them, Interactive World and the Internet, is definitely another one, and more and more people switch to that method each day. Well, in many cases, if you haven't yet found your soul twin or someone like that you might wanna refer with another cheesy/weird name, there is the pressure of P2P, Face-to-Face barrier and question of being locked at the mutual conversations.

But at the same time, it is not just a matter of conversation, too. It is at the same time a matter of behavior and as the age goes further and when you even see the early whites in the mirror, you also get the understanding of this fact: However much you like the people, however deep you are tied to them, you simply cannot stand their behaviors, manners or styles. Maybe they also cannot stand you, too. But every person is responsible with his/her own case, so, leaving apart the fact that empathy is a necessity in any relationship, every person will try to rectify and direct his/her own case.

Well. Je weniger, desto besser? Oder je mehr, desto super?

Büyük Harp'ten Unutulmaya Yüz Tutmuş Bir Mareşal

Uzun bir aradan sonra. Yeniden tarih yazınına konsantre olabildiğim bir askeri tarih temalı biyografik pasaj. Alanımız elbette ki favorimiz. Büyük Harp! Öznemiz ise Sırp Mareşal Radomir Putnik...


Radomir Putnik, 1847-1917 yılları arasında yaşamış, Sırp Ordusu'nun Birinci Dünya Savaşı esnasındaki başkumandanı.
Sırbistan'ın Avusturya-Macaristan tarafından Alman ve Bulgar yardımı olmaksızın 1915 sonuna dek alt edilemeyişinin nedenlerinden birisi.
Sırplar'ın büyük mareşali 93 harbi esnasında osmanlı'ya karşı savaşmış, kariyerinin ilerleyen safhalarında her iki balkan savaşı'nda * da sırp ordusunu askeri anlamda başarı ile kumanda etmiştir.

Oskar Potiorek(Tarih sahnesinde bir başka yazının öznesidir) kumandasında gelen Avusturya-Macaristan ordularının taarruzlarını, sayısal dezavantaja rağmen(220.000 askere karşı 170.000 asker), savunma tarafında olmanın verdiği artıların da yardımıyla, 1915 Aralık ayına kadar birden fazla kere durdurmuş, sağlanan erken ilerlemeyi geriye itmiştir.


Statüko 1915 sonunda, Almanya'nın, "eeeh yettiniz bee" diyerek mide bulandıran küçük sinek haline gelmiş olan sırbistan'ı temizlemeye karar verip August von Mackensen komutasında takviye kuvvet göndermesi ve de Bulgaristan'ın belin arkasından sırbistan'ın omurlarına bıçağı sokuvermesi sonucu iki ateş arasında Sırplar'ın mağlubiyetiyle sonuçlanırken, yenilmiş olan Sırp ordusu tam mevcut Arnavutluk yönüne doğru ilerlemeye çıkmış, kışın ortasında sayısı on binlerle ölçülen sayıda ölümle sonuçlanan dağların arasından gerçekleştirilen bu uzun yürüyüşte Putnik de ordusuyla beraber kalmıştır ve çeşitli zatürre vb. hastalıklar geçirerek, bir sene kadar sonra, zaten önceden bozuk olan sağlık durumu ölümüne yol açmıştır.

Bu esnada eklemek gerekir ki, Sırp Ordusu bu süre içinde Korfu Adası'nda yeniden örgütlenecek ve Yunanistan'ın harbe katılmasıyla Selanik cephesinde görev alacaktır.

Mareşal'in büyük savaş başladığı esnada Avusturya-Macaristan toprakları dahilinde termal fizik tedavisi görüyor olması ve savaş başladıktan sonra Sırbistan'a serbestçe dönebilmesi de enteresan bir detaydır. düşünün ki 1 numaralı düşmanınızın en yetenekli,kıdemli ve rütbeli kumandanı topraklarınızda ve siz onun ülkesine elini kolunu sallaya sallaya dönüp size karşı harp idaresini eline almasına ses etmiyorsunuz. Belki de o dönem ne sebepten çıkmış olursa olsun harbin de bir edebi adabı varmış, eh?

The Disappointment Series

The question of disappointment is a frequent question I have been examining(well not scientifically, better to say creating some brain trash by myself). Probably due to some experiences, maybe as a great piece of human life, and most and most probably as I see as the key feeling towards general mood, and a key motive of the reasons of many things, for the man.

Today, I surprisingly wanted to express myself in another language. That could have been even German. Thank God it is not, both for the writer and reader, for very clear reasons involving the capacity of the writer and the understanding of the reader :)

Anyway. How would you recognize that you are disappointed over something? Do you recognize it at all? As you don't know the alternative result, and as the alternatives will never be known to anyone, can we say that disappointment is a fake feeling that man sickly creates in his own mind? Do only the souls which are not sane enough(as nobody is perfectly sane) experience it deeply? Is inner-peace & restlessness relative to the level of the disappointment? 
How would and shall a disappointed man behave? Aggressive and determined, or with a silent acceptance and literal maturity(However you might define it)? What change does it make with regards to the disappointments occurring within your control or out of your control? Can you really figure whether it was under your control or not,too? How far disappointments can take you, and what would they make you do, or refrain from the certain things you might have done without them previously happening?

Too many questions without much exact answers. 

Es klingelt irgendwie von einer anderer Konstellation, aber noch, es ist in den Grenzen von dem Erd.  Und ja, etwas Grün wird gut sein...

8 Haziran 2009 Pazartesi

Anti-İnşirah?

Üzerine herhangi bir umuda sahip olmadığın şeyi sevemezsin.
İşte bundandı(r) birşeyi sevmemiz, sevmememiz

7 Haziran 2009 Pazar

Şafak Sökmezcesine

(burda resim olmamalı. Görsel öge barındırmamalı bu pasaj)
Verimim kayboldu.
Şu günlerde ne okuyabiliyorum, ne yazabiliyorum. Çok da önemli de değil açıkçası.
Diyaloglara girebilme katsayılarım uzun sürmüş gibi gelen kısa ve kesintili izolasyonlar sonrası biraz daha artış gösterdi.
Artık bir çağ kapanıyor benim adıma. Yeni bir çağ açılıyor.
Kendi reformlarım değil ama bunları yapan. Hayatın içinden gelen değişiklikler.
Belli raylarda oturamıyorum, belli rayları oturtamıyorum.
Kendimi anlık olarak da yenemiyorum. Çözümü var ama geçici.
Kırmızı çizgiler ?!

- Otobanda 250 ile giderken sağında atını sürmeye çalışan köylü faytonunun arabanın dikiz aynasını kırması gibidir aslında hayatın bazı noktaları. Yalpaladığını zannedersin aslında, ilerleyeceğini sanarsın. Motorun çalışır ama aynan kırılır. Tüm aynaların kırıldığında hurdaya atılma zamanının geldiği zannedilir, ancak beygirlerinin yarısı ölse de ilerlersin. Peki ya faytonunu kırdığın adam? Sen onu çoktan geçip gittin, umursamadın da. Senin aynanı kırması dışında.

- Eskiden bazı oyunlar vardı. Theme Hospital vardı mesela. Kardiyo makinası alır hastalarını, bilardo alır doktorlarını, kola makinası alır hasta yakınlarını mutlu ederdin. Keşke hepsi bir paket set dahilinde bu derece rahat olsa imiş. Sanal dünya bize ufaklıktan yanlış aşılamış. Ne çok da oyun oynamışız zamanında be kardeşim.

- Rüyanda görsen inanma...Rüyanda ise hiç inanma. Hayal kırıklığı hislerin en kötüsü müdür acaba? Her hissi yaşamış olduğumuzu sandığımız yanılsamasından olsa gerek bu cehalet. Tatmadan bilemezsin. Ancak varsayılabilinir.

- Kulağıma çalınan birkaç kahramanlık türküsü. Kulağımda çalan birkaç kahramanlık türküsü. Kahramanlar neden bu kadar insan üstü olmak zorunda?Neden günahlarıyla sevaplarıyla bizden biri değiller?

11 ay kışın, bir ay da baharın yaşandığı puslu/soğuk/ikiye ayrık Berlin'in ehvenişer kısmısından yazarkene gecelik saçmalama limitimizi de doldurduk. Hava ağarırken bize de ait olduğumuz yere yönelmek düşer. Herşey adabınca diyoruz, değil mi? 

Perfect Day



It's such a perfect day,
I'm glad I've spent it with you,
Oh such a perfect day,
You just keep me hangin' on...